06 Eylül 2015, Pazar
saat: 09:26


Nişantaşı dolmuşunda yanımda oturan ve burun kemerlerinin inceltilmiş halinden estetik ameliyat geçirdiği belli olan kadının okuduğu kitapta Mobidik en fazla neyi yutabilir? a) greyfurt b) koltuk c) büyük bir uçak d) kesme şeker yazıyordu.Yol boyunca kitabını sürekli benden kaçırdığı için hangi şıkkın doğru olduğunu göremedim. Ve Mobidikin neyi yuttuğu bilgisinden yoksun kalmış oldum. İnsan biraz paylaşımcı olur... Eğer kitabını saklamasaydı ve beni merakta bırakmasaydı, estetikli burnuna gıcık olmayacağımı çok iyi biliyordum. Salak burunlu kadın , nolurdu yani kitabına göz atsaydım?

Kafamı diğer yana çevirdiğimde de maşallah degajesinden memeleri fırlamak üzere olan kızla göğüs göğüse.. pardon göz göze geliyordum.

Ben hayatımda bu kadar sıkıcı bi yolculuk yaptım mı acaba? Mobidikin ne yuttuğunu merak eden ve az önce bu konuda bilgi donanımına kavuşan estetik burunlu salak kadın şöle bi telefon konuşması da yaptı; -Alo Muzaffer, saç boyamın geldiğini düşünüyorum... Kaçta gelim? Sen orda mısın? Salak estetik burun, kurduğun cümleye bak: saç boyamın geldiğini düşünüyorum muş... Saç boyası nereye gelir? Nasıl gelir? Yürüyor mu bu meret? O kadar Mobidiki okudun, ne yuttuğunu öğrendin ,hala daha nasıl cümleler kuruyorsun... Salak..

Küresel ısınma kesinlikle kendini göstermeye başladı diye düşündüm yol boyunca. Çünkü artık yağmur yağınca bile hava rahatlamıyor. Pis bir ter halinde dolaşıyorsun sokaklarda.

O salak dolmuştan indim.
Aaa , bi dakika, one minute... O salak dolmuştan inmeden önce, yani başa sararsak, ben Nişantaşında bi dişçiye gitmiştim. Dişçinin asansöründe böyle besili, popoya doğru dombililemiş sarı bi zengin piçi şöle bi telefon konuşması yaptıydı - A, Alo Selin naber? A ben Emre... A ben Ekimde'de Imerika ya gidiyorum. A, amcamın Avenü 21. sokakta restaurantı var. A evet , evet Avenüü... Hı hı... A ben de orayı çalıştıracağım... Gelirsin, sana da yemek ısmarlarım...


Selinin telefondan duyulan sevinci de asansörde şöyle yankılanıyordu ; Ayy, inanmıyorum! Gerçekten miiaa?
Emre... Nası desem...Emreye bakınca şunu görüyordun: A, ımm, hayatı boyunca maddi anlamda hiç bir problem yaşamamış, tıkır tıkır özel okulları okumuş... A, ımm, her istediğini elde etmiş, her şey alınmış, eksiği gediği hiç olmamış... A, ımm, süper bir hayat...Bu sebeple poposu dötün geri besilileşmiş... Ama... Ama nası desem... A, buna rağmen bu besili dombili popolu Emre, elini nereye koyacağını sanki hiç bilememiş... A, o el hep boşlukta kalmış da sanki yanlışlıkla hep bir fazladan 32 çekmiş... A, ımm, hep bunu yapmış. A,ımm, nasi diyorlar sizin orada... Imm, a, Emre hep sıkılmış... A, hep bi boşluk Emre'de... A, ımm, güle güle Emre... A, iyi restaurantlar sana Imerikada , Avenüü'da...A, ımm, bilsen sana nası gıpta ettim, nası özendim... A, ımm, ahh ahh Avenüü, Ahh(!)

Flash backleri bu şekilde şey ettikten sonra Nişantaşından dolmuşa binip, hızlı çekim bi şekilde ,- Mobidik- estetik burun- degaje göğüs- A, ım Emre- ve dombili poposunu ileri sarıyoruz ve dolmuştan Kadıköyde indiğim bölüme geliyoruz.

Kadıköy meydanda Haldun Taner sahnesinin hemen çaprazından yürürken yanında 2 kız ve bir erkek çocuğu bulunan kadın afedersiniz, telefonunuzu kullanabilir miyim? Benimkinin şarjı bitti de... diyen yalvarır tonda bir cümle kurdu. Tedirgin oldum... Ve hemen akabinde tedirgin olduğuma da tedirgin oldum. Artık hiç kimseye güvenmiyordum. Sahiden de güvenmiyor muydum? Kadın numarayı söyledi. Ne de olsa yaşadığım ülke beni az biraz şizoya bağlamıştı, bu sebeplen telefonumu kadına vermeden numarayı çevirdim, nolur noolmazdı... Kadın sadece çaldırın dedi. Sadece çaldıramazdım,bu çok anlamsız olurdu. Daha doğrusu sadece telefonu çaldırmak bizim açımızdan anlamlı olurdu ama teli çalan kişi açısından hiç bişey ifade etmezdi.
Telefon zili parmağında yüzükler, kolunda bilezikler, oyy oyy Emine! türküsüyle çalınca anladım ki bu telin sahibi normal biri değil... İnsan telefon zilini hem böyle bir şarkıyla çaldırıp hem de nasıl normal olabilirdi? Aslında kim normaldi ki zaten? Normal neydi? Anormal neydi? Karşıma hiç tanımadığım bi adam sesi çıktı , ona şunları söyledim: eşiniz 3 çocuğuyla birlikte Kadıköy meydanında oturmuş sizi bekliyor. Şarjı bitmiş. Daha fazla bekletmeyin... Kadın ordan ekledi, her zamanki yerde Ben de telefondaki sese her zamanki yerde... diye direktifimi verdim. O an kendimi özel bir görevli gibi hissetmedim değil hani...
Her zamanki yerde... Ne lan bu? Noluyoruz?

Kadın çok teşekkürler filan etti. Bişi değil hareketiyle mağrur, gururlu ve sanki çok büyük bişi yapmış gibi yoluma yürüdüm... Koskoca Kadıköy meydanının ortasında yere oturmuş ve tırnak makasıyla kınalı, kirli ayak tırnaklarını kesen yaşlı dilenci kadının yanından geçerken, bu görüntünün her ölümlüye nasip olmayacak , iyice bakarsan aslında çok şey anlatan modern resim kıvamında bir görüntü olduğunu düşündüm. İğrendim mi? Kesinlikle hayır! Emre'nin besili dötüne güvenip hava atmasıyla, estetik burunlu bencil kadının fotoğrafıydı iğrenç olan.

Sabah her zamanki gibi Radyo Ekseni açtım. Chuck Berry 'den You never can tell şarkısı çalınca, lan dedim dur bi şu şarkının videosunu bulayım da çok lazımmış gibi buraya koyayım

Aaa bi de bakarım ki Pulp Fictionun bildik bi sahnesine bu şarkıyı uyarlamışlar.
Görüntüler de bana şunu düşündürttü

Kadınlar şöyledir, erkekler böyledir; kadınlar şöyle oynar, erkekler böyle eder; yok ereksiyon sorunu, yok işlevi, boyutu , al işte sana kadın ve erkek arasında geçen şey her ne ise, işte onu aynen gösteren şey, nah şu aşağıdaki videoda aynen mevcut Chuck Berry... Fazla kafaya takmaya , fazla söze hacet yok , nah bak aşağıda...

www.youtube.com/watch?v=KeKPkGflDB4



istanbul
hosting