|
07 Eylül 2015, Pazartesi
saat: 19:08
Ekseriyetle sensiz bırakılmış bir gönlün haykırmasını ve yeteri kadar tahrik edilmiş bir kalemin karşısına çıkan ilk kağıda boşalmasını hiçbir şey önleyemiyor. İçimin en dip köşesinde, yalın ayak çocuklar mendil satıyor. Girsem şimdi kapıdan içeri kendimi en beğenmiş halimle, o hâli bana hiç yakıştıramazsın. Oysa bana en çok, bana yakışmayan şeyler yapmak yakışır. Bir o kadar da, çok sevmek seni..Aa öyle deme bak, bir severim ki parmaklarını yersin. Parmaklarını yerim, minik minik. Bir akşam gel de seveyim.. Bir akşam gel de, neden hiç gitmemen gerektiğinden söz edeyim. Bir akşam gel de, çaya karşı demlenelim. Bir akşam gel de, yüzümde açan gülleri topla. Başka bir akşam yine gel, dikenine katlandığın güllerin yaralarını sarayım. O akşam, en ölü saatte yaktığın mutfak ışığının huzuru, alüminyum folyo gibi sarsın ruhumu. O akşam, bir başkasının pantolonu gibi küçültülmüş, daraltılmış hayatıma likralı bir mutluluk serpiştir. Hayır tutkumun kırmızısı maalesef kalmadı, şimdilik yalnızca mavisi mevcut. Ve onlarca bakarızı alt edip babadan oğula geçmiş bisiklet yakalı sevdam, yokluğun yakamdan düşmedikçe V olma yolunda ilerliyor. Bir akşam gel de, seni en beğenmiş halimden utan. Al al olmuş yanaklarını vaktinden önce toplayayım dallarından. Nasıl güzel sarmışsa Tanrı dudaklarını, kafası bir ömür sürdü. Bir tutan olmazsa ellerimden, mütemadiyen yalpalayacağım. Çişim gibi gözyaşımı da terbiye etmezsem, ölene dek yatağımı ıslatacağım.. www.youtube.com/watch?v=e82i9HkIh4M | ||
|
|
||