|
02 Ekim 2015, Cuma
saat: 16:30
Dün gece canım dostumun annesi vefat etmiş. Üzgünüm günce. Sabahın köründe telefonda ağlaştık. Çok tatlı, çok iyi bir kadındı Jale Teyze. Kızım siz çok iyi arkadaşsınız hiç ayrılmayın diyordu. Hastalık bırakmadı, iyileşemedi. Üzgünüm. Hayat sahiden çok garip. Ben cenazeye giderken, Ç. doğuma gidiyor. Benim cenazeye gitmem gerektiği konuşulunca, işte konumuz ölüm oldu bir süre. Bizim asistan, E. ve ben mutfakta yemek yerken konuşuyorduk. Yok neymiş ölü gömüldükten sonra bağırıyormuş toprağın altından sesi geliyormuş beni bırakmayın diyormuş da, sonra kafasını o üstüne kapatılan tahtalara vurunca anlıyormuş öldüğünü, zaten o tahtaların amacı oymuş. Ya bana anlatmayın bu masalları. Nasıl gerçek olabilir ki? Zaten kıpırdayabiliyor falan olsaydı gömmezdik değil mi? Ruh bedenden çıktıktan sonra o kişi artık orda değil. Bunlar ölümü korkunç bir şeymiş gibi algılamamıza sebep olan hikayeler. Ölümden korkmamızın sebepleri. Ben çok korkuyorum, sahiden korkuyorum. Mesela sırtımda, tam neresi olduğunu anlayamadığım (ciğerim gibi belki?) tuhaf ve bölgesel bir ağrı hissettiğimde daha çok korkuyorum. Maruz kaldığım stres öylesine fazla ki. Neyse işte güncem. Bu da böyle saçma bir yazı olsun. (Şimdiye kadarkiler çok mantıklıydı çünkü..) | ||
|
|
||