25 Ekim 2015, Pazar
saat: 20:59


QWERTY/AYNI KELİMELER

...

Tır ve kamyonların arkasında 80-70 yazar. Bunu bir gün bir öyküde yazacağımı biliyorum. Ama ilk fark ettiğim günden beri ne anlama geldiğini araştırmadım. Sanırım araştırmayacağım da.

...

İkindi saatlerinde; kısır, en iyi yağlarla pişmiş poğaça, börek, susam, çörek otu, elma, çay, ter, deodorant ve dedikodu kokan salonlarda güne gelmiş teyzelerin soruları hiç bitmiyor. Büyüyünce ne olacaksın bakıyim?.. diye başladı ilkin. Kız arkadaşın var mı, utanma söyle.. Üniversite ne zaman bitecek?... Okuldan çıkınca ne olacaksın?.. Askere ne zaman gideceksin?.. Evlenmiyor musun?.. Ne zaman çocuk yapacaksınız?.. İkinci ne zaman?.. Böyle devam eder gider. Suretleri değişir, oturdukları koltuklar eskir, soruları bitmez gün teyzelerinin. Ben bu soruların bir yerinde takıldım kaldım.

...

“Gel öyleyse bir tokat atayım bu yüzden ağla” diyen bir anne bir çocuğun nedensiz de ağlanabileceğini keşfetmiş olmasını anlayamadı.

...

Hitaplarında “çocuk”, “delikanlı” kelimeleri çoğalıyorsa, “amca” “dayı” kelimelerini daha az kullanman gerektiğini anlıyorsun. Sanırım bir iki gün önce farkettim bunu. Bu cümleden sonraki yanılgınız, bunu, Trabzon’da terzi ararken birine “delikanlı” diyecekken “amca” ve “dayı”ların hâlâ daha çok olduğunu anlayıp “delikanlı” kelimesini kullanmaktan vazgeçtiğimde fark ettiğimi bilmemenizdir.

...

Ö.F. Kıssalar Kısalar Kısaslar, yazmıştı. Ben yazamadığımdan böyle yazdım.

...

Bir kız arkadaşım üç noktayı “. ..” şeklinde kullanıyor. “.” cümlenin sonuna “..” bir sonraki cümlenin başına koyuyor.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da 15. bölümde hiç noktalama işareti kullanmamıştır.

Birincisi ikincisini hatırlatmadı. Oğuz Atay’ı edebiyat araştırmacıları düşünsün. Ben arkadaşımla ve üç noktaya verdiği güzellikle ilgileniyorum.

...

Tarafları tanıyor musun? Tamam. Şimdi yemin ettirip ifadeni alacağım, doğruyu söyleyeceksin. Yalan söylediğini tespit edersem, savcılığa suç duyurusunda bulunurum. Yalan tanıklıktan ceza alırsın. Tamam, herkes ayağa kalksın. Doğruyu söyleyeceğine namusun, şerefin ve vicdanın üzerine yemin eder misin?

Telaşlanan “dayı” -bkz. biraz yukarı- şöyle bir toparlandı. Etrafını kaçamak bakışlarla süzdükten sonra, işin ciddiyetini anlayıp tereddütlü ve korkak bir sesle “yemin ederim” dedi. Yeterince korktuğunu artık sadece bildiklerini söyleyeceğini anladım.

Az önceki cümleyi ben kurmamışım gibi yemin ihtaratına göre daha sevecen bir yüz ve daha rahat bir sesle “şimdi dayı, davacı...” şeklinde başlayıp sorumu sordum.

...

Hayır demek güzelmiş, “hiç işte” demek gibi.

...

O zaman.

h
i
ç

i
ş
t
e. ..

...

istanbul
hosting