|
28 Ekim 2015, Çarşamba
saat: 17:01
Nowhere over the rainbow. Kendi iç hesaplaşmalarımla boğuştuğum günler diyeceğim ama huyumdur asla vazgeçmem kendimi irdelemekten incik cıncık yoklamaktan sık sık. Dolayısı ile bir özel günler serisi falan değil. Nasılsa yaşadıklarımı düşünüp nerede yanlış nerede doğru yapabilmiş olacağımı düşünmek sıklıkla da %90 haklı bile olsam %10 haklı gibi hissetmek huyumdur. Fakat bugün bir acayip oldu. Rüyamın bir yerinde - evet HDP ye oy verdiğimi hatırladığım ve gördüğüm webinar tarihini ve saatini ezberlemeye çalışmaktan beynimin ağrıdığı rüyanın bir yerinde – aylar önce yaptığım bir konuşmanın bir kısmını gördüğümü hatırladım. İncecik bir yazı “ya sana deli demişlerdi değilmişsin ki.”. Bunu hatırlamam ile eskiden yaşadıklarımı da hatırlamam bir oldu. Ne gibi mi, hım bi düşünelim bakalım, beynime aşık olduğunu söyleyen benim deli dolu olmamla övünen bir insanın biz ayrıldıktan sonra arkamdan konuştuklarını ve duyduklarımı hatırlamam. Ben kendimi toparlamaya çalışırken, bir de “ne?” diye duyduklarıma inanamadıklarım geldi aklıma. Aynen birkaç önceki konuşmada da geçtiği üzere, yağmur altında dans ettiğim için bana deli diyen, adımı çıkarmaya çalışan bunu bu şekilde her yerde zikreden bir zamanlar eş dost sevgili dediğim insanların varlığı geldi aklıma. Sonra da ne çabuk unuttuğum geldi bana yapılan kötülükleri. Sonra da o dönemde bunları duyunca, zaten acıyan canımın ne kadar daha çok acıdığı geldi aklıma. Sonra acemice aynı şekilde can yakmaya çalışacak kadar – hayatımda hiç kimseye yapmadığım şeydir intikam – saçmaladığım kendim olmaktan uzaklaştığım geldi aklıma. Sonra dedim ki, ben neden affetmeye çalıştım bu insanları? Neden yani? Ben orada bir “şey” yaşamış olduğuma inandığım için can acısı çekerken, arkamdan “deli” “evlensin” “beni nah unutur” diye konuşan insanları neden pıt diye affetmek için canım acırken çabaladığımı düşündüm. Doğru olanı yapmış olacağıma inansam da, asıl yıpratan bana bunların yapıldığını nasıl da unutmuş olduğumdu. Eğer birkaç ay önce o çocuk gelip de bana “senden için deli demişlerdi hala da diyenler var ben inanmıyorum neden” gibisinden bir soru sormasaydı, aslında birini sevdiğim için çektiğim acının değmeyecek insanların diline nasıl da çirkin pelesenk edilebileceğini unutmuş gitmiştim. Affetmesine affettim evet. Aslında tam da “nasıl yapabildim de affedebildim” i sorgularken, zira hayatımdan bu ara umarsızca çıkardığım insanları affedebilmem için o hoşgörüye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum, pat diye somewhere over the rainbow çalmaya başladı mp3te. Dedim ki o anda, bu şarkılar bu duygular bu “her şeyin güzel olacağına” olan inanç affettirdi bana. Somewhere over the rainbow everything’s gonna be okay di çünkü aklımda sürekli. Sonra dedim ki, “nowhere over the rainbow” yahu. Yok öyle bir şey. Over the rainbow yok. Rainbow var belki, ve şimdi şu an burada. Sonra affedemediğim kişinin kendim olduğunu fark ettim. Bana yapılanın intikamını almak için aynı şekilde karşılık verdiğim için kendime bunu yakıştıramadığımı zaten o insanları affetmek ya da affetmemek gibi bir sıkıntıyı asla çekmediğimi, öylesine yaptıklarını kabul ettiğimi, ama kendime ters bir şekilde intikam almaya çalıştığım için uzun süre kendimi affedemediğim, fark ettim. Çok güzel oldu bugünün hesaplaşması. Deniz daha bir deniz mavi daha bir mavi yeşil daha bir yeşil gözümde. Ve kendimi affediyorum özümde. Nowhere over the rainbow. Rainbow is here and the now. | ||
|
|
||