|
11 Kasım 2015, Çarşamba
saat: 00:36
antin kuntin işler dönüp dolaşıp bulmaya devam ediyor, şimdi de NYU CIC'ın bir projesinin türkiye ayağını yürütme mevzusu çıktı, IOM'deki işlere de benziyor biraz. enteresan bir konuya bir ucundan giriş, bir dizi seyahatli mülakat, kısa günün karı beni asistanlıktan 1-2 ay daha uzak tutmaya yetecek bir miktar para ve en önemlisi NYU ile arkası gelebilecek bir tanışma vesilesi. epey heveslendim, bakalım. hep böyle, zamanımın bana ait olduğunu hissedebileceğim, beni farklı çağrışımlarla bilmediğim yerlere taşıyan, bol okumalı yazmalı bir çalışma/hayat düzenim olsun istemiştim, bu kadar çabuk gerçekleşmeye başladığına inanamıyorum.. bugün odamda göz ucuyla bulutlar, gün batımı ve çatılarda patlayan kış güneşinin şovlarını izleyip, üstümde rahat kıyafetlerle arkada güzel müzik, makale okumaca halinin verdiği huzur.. üstümden hiç gitmesin. saat: 08:06 annemle babam çok yaşlandıklarında, onlara çocuk muamelesi yapmamaya, onlardan o şekilde ("annem yine geçen naptı.." gibi) bahsetmemeye, kendilerini yetişkinlerin dünyasına ait değillermiş gibi asla hissettirmeyeceğime söz veriyorum. saygı da bunu gerektirmez mi? ben çocukken onlar hiç öyle davranmadı bana, hep ciddiye aldılar. 6 yaşında veledin bademcik ameliyatı sonrası "bana neden yalan söylediniz?" diye hesap sorması karşısında mahçup oldular mesela. ya da ilkokulda hem arkadaşım hem kendim için satın aldığım oyuncaklardan defolu olanı kendime alıp sağlam olanı arkadaşıma vermem için uzun uzun etik tartışmalar yaptılar. takımdaki herkesin içtiği enerji içeceklerini yasaklayıp geçmek varken oturup zararlı olduğuna ikna etmek için konuşmaya erinmediler. şimdi dönüp kendim bile "ya ne salakmışım" diye hatırladığım çocukluk anılarımın hiçbirinde onların tepeden bakan bir tonunu hatırlamıyorum, hep "denk"mişiz gibi davrandılar bana. bunun gerektirdiği inanılmaz sabrı göstermiş olmaları sahiden büyük şey. | ||
|
|
||