|
01 Aralık 2015, Salı
saat: 02:58
Tüm saygısızlıklar, yarı yolda bırakılışlar, yıpratılışlar bana düşmüşken nasıl sakin kaldığıma cevap ararken hala umudum olması ihtimalini düşünmüştüm. Öyle değilmiş. Bunu tam anlamıyla bir kabullenmeyle de açıklayamıyorum aslında. Bu, sanırım bir noktadan sonra, iyi niyetli hiçbir hissi mevzu bahis insanlar için harcamama ihtiyacıydı. Farkında olmadan, belki de bir kabulleniş kisvesi altında bunu yapmışım. Geçenlerde şöyle dediğimi hatırlatıyorum: "Bu acı, bu hayal kırıklığı, bu üzerine basılmışlık ve değersizliğe rağmen bir yandan nefes alabildiğimi hissediyorum. Güven duyamadığın insanlarla ömür geçirme çabası yalnız insanı yaralıyor." Şimdi biraz acıyorum. Geçen yıllara da, her iki konuda üstelik, bir yanda hayatı paylaştığım insan, öteki yanda beni yaratan kadın, ikisinin de hayatımı altüst edişine kızgınlığım hafifliyor. Sadece sonsuz bucaksız bir acıma. Ben sosyal bir deneydim herhalde. Oysa deneyler biter, ben bir taraftan mücadele etmeye hep mecburum, bu da meselenin çıkmaz sokağı. Biraz üzücü olansa, ben bu dipsiz kuyunun içinde periyodik olarak bocalamaya mahkum edilmişken kimsenin payına düşen vicdan azabını dahi sahiplenmemesi. Biliyorum çünkü gözlerini gördüm. Biliyorum çünkü ben hala debeleniyorum fakat onlar için hayat akmaya devam ediyor. Biliyorum çünkü eylemsizlik elimde avucumda kalan oldu. Doyumsuzluklardan o kadar yıldım, o kadar bunaldım ki, öfkem de geçmiyor sanırım acımanın yanında. Bana tüm yaşatılanlara rağmen çok mutlu bir kız çocuğu olduğumu hatırlıyorum. Sigorta ilk nerde attı da fark edemedim bir bilsem, o ana gitsem ve bana yaptıkları her şeyi yok edebilsem. Neyse ki sözcüklerimin bittiği yerde yazarlar devreye girebiliyor: "Gülüşümüzün bütün dişleri tamamdı da gençliğimizin üç dişi eksikti." Gençliğimin üç dişini geri istiyorum. saat: 04:59 Ha, bir de şu var ki, Ahmet Kaya şarkıları bana verilecek nafakaydı. Onu bile beceremediler. | ||
|
|
||