|
03 Aralık 2015, Perşembe
saat: 12:39
Özgecan davasında tüm sanıklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş. Bugün bu haberle gözümü açtım. Sosyal medyada çoğu insan, haklı olarak, buna sevinmenin burukluğunu yaşıyordu. Sebebi açık, Türkiye'de 2002-2015 yılları arasında beş bin küsür -bunu küsüratla ifade etmek ve sayıya indirgemek ne kadar canımı sıksa da başka bir yolu yok- kadın erkek şiddetine maruz kalarak hayatını kaybetmiş. Ancak biz yargıda o kadar az müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis kararıyla karşılaşıyoruz ki, Özgecan'ın davasında da 'normal' bir sonuca sevinir oluyoruz. Tekrar yazayım NORMAL. Örneğin Kasım ayında erkekler 23 kadın öldürmüş. 10 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etmiş, 33 kadın ve kız çocuğunu fuhuşa zorlamış, 24 kadını yaralamış, 16 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmuş.(Kaynak: Bianet) Erkek şiddetiyle ilgili her haberde aile bakanlığından istatistiklere de ulaşmaya çalışıyorum elbet ama ne mümkün. Hal böyle olunca Özgecan davasına seviniyoruz elbet. Devletin umrunda olmadığımız için. Yazık. Kısa bir süre önce bu siteye tekrar yazmaya başladım. Çoğunlukla özel hayatımla ilgili yakınmalarımı yazdığım da belli. Bugünse biraz sitem etmeye geldim. Kadınlar, biz, en azından biz, keşke dilimizi biraz temizlemeye gayret etsek. Eril küfürlerin normalleştirildiği bir toplum ve hatta dünyada yaşıyoruz, eyvallah. Bunlar bilinçaltımıza kodlanmış, tamamdır. Burada da, sosyal medyada da sürekli birilerinin amına koyulduğunu, amk'ları, aq'ları, karı gibilerini, feministler de biraz şeylerini, ama ben o küfrü o manada etmiyorum kileri, siz de amma abartıyorsunuzları, sikerimleri okuyup durmaktan ikrah ettim de uyarmaktan etmedim, etmeyeceğim de. Şiddeti, bilhassa erkek şiddetini dilimize bu kadar yerleştirmek elbette tümden bizim suçumuz değil. Ancak göre göre dilsel şiddetten vazgeçmemek, işte bu bizim suçumuz. Feminist farkındalığa sahip olduğum ve konuyla ilgili okumalar yapmaya başladığım andan itibaren dilimi eril tahakkümden arındırmaya başladım. Bu yalnız küfür için geçerli değil üstelik. 'Adam gibi' konuşmuyorum örneğin artık. Cinsel birlikteliği, seksi, ya da tıbbi adıyla penetrasyon nasıl demek isterseniz, bir küfür olarak kullanmıyorum örneğin. Kadınlara ve erkeklere yüklenen toplumsal cinsiyet rollerini reddediyorum mesela. Kadınlara pembe, erkeklere mavi rengi yakıştırmıyorum artık. Niye mi uzatıyorum? Dilimizle şiddeti yeniden üretmemek hiç de zor değil. Yineliyorum: ZOR DEĞİL. Zira buraya 10 senedir yazıyorum sanırım, daha çocukken yazdığım güncelerimde o dili ben de kullanmışım. Ama artık yetişkinim, artık görüyorum, okuyorum, karşı çıkıyorum ve farkındayım. Özgecan davasına çok sevindik -ne yazık ki-, tamam. Dilimizi de temizlemeden bir şeylerden arınamayız fakat. Erkek şiddetine dille bile olsa ortak olmayın, ne olur. Bunun teoride şiddetin yeniden üretimi olmasının yanı sıra, kadınlar, çocuklar ve lgbti bireyler için ne kadar yaralayıcı olduğunu görün artık. Eyyorlamam budur. Daha da uzatmayacağım. Ha bir de Bülent Somay'ın şu makalesini öneririm erkek şiddeti özelinde bir konu olarak: t24.com.tr/haber/bulent-somay-tecavuzden-geliserek-degil-erkek-egemenligine-son-vererek-kurtulabiliriz,287829 | ||
|
|
||