|
09 Aralık 2015, Çarşamba
saat: 22:44
Nereye kadar susabilirimi defalarca tecrübe ederken yine, bir filmde izlediğim ve aklıma kazıdığım gibi, sözcük kusmuğu oldu. Kusarmış gibi mideni bulandırıp daha fazla içinde tutmaya takatin kalmadığı an çıkıyor bunlar, sözcükler, kelimeler ve allahın belası cümleler. - Kızım sen de erken yat ama, uyku düzeni önemli. + Katılıyorum, ama uyuyamıyorum. İlaçsız yahut alkolsüz. Olmuyor. - Okulu bitir artık, bak kaç yaşına geldin, ben de göreyim şunu. + Katılıyorum. Ama başa çıkmaya çalıştığım ve başımdan atmamın toplumca engellendiği bir dengesiz var. Üstelik yalnızca ben dur deyince -olur da canı isterse- duruyor. - Dışarı çık biraz, kendini öyle kapatma eve. Çok üzülüyorum senin için. + Katılıyorum, benim için üzülmek kısmı hariç. Fakat dışarıda çok fazla insan var. Çok insan, çok incelikten yoksunluk. Gördüğüm her şey ama her şey beni öfkelendiriyor. Bir kadının kolundan çekip yürütmeye çalışan bir adam, birkaç kediye, onlarla hiç ilgilenmedikleri halde tekme savurmaya çalışan bir lavuk, bana çarpıp bir afedersini dahi sarf etmekten çekinen bir davar (türcü oldu, affola), oturduğu evden götünü kaldıramayıp poşetli çöpünü dahi camdan bırakan insanlar, bir şey almak için girdiğim markette sanki hayatını söndürmüşüm gibi bana trip atan kasiyer (ya ben sana n'aptım, öfken niye bana), dolmuşa bindiğimde bacaklarını imkanı olsa 180 derece açmaya meyilli erkek ve sigara almak için girdiğim bir büfeye neşeyle 'iyi günler, kolay gelsin' dediğimde bana sanki küfretmişim gibi bakan biri. Bunları o kadar uzatabilirim ki. Hayata dair karşılaştığım her şey beni delicesine öfkelendirmenin yanı sıra içimde çok büyük bir kırgınlık yaratıyor. Kırılıyorum fakat mütemadiyen. Bir kere bir yerlere 'bu kalbim de camdan mı be kardeşim' diye zırvalamıştım. Ama hissettiğim bu işte, ne yaparsın. Bunları söylemedim. Bunları hep yazdım kendi kendime. Söylediklerim ayrı. Çoğunlukla daha iyiyim. Benim için endişelenmeyin gibi şeyler. Seneler öncesine dönmedim, aman öyle düşünmeyinler falan bir de. Dönüldüğü gibi çıkıldığını da biliyorum da, ne bileyim, bu kapıdan çıkmadan evveli çok zor. Yalansa kendime söyleyemiyorum. Çaresiz. İnsan en sevdiklerine kırıldıktan sonra bir daha tam anlamıyla bir araya gelemiyor gibi. Ayşecik halıya atmıştı camdan vazoyu ve demişti ki: 'Bak, nasıl kırıldı, sen de beni böyle kırdın. Ama bu pahalı halıda değil.' Yani benzeri bir şeyler. Siz anladınız. Birhan Keskin ne demişti: 'sabırla sevgilim sabırla acılarımız eşitlensin bu şehirde diye diye. bu şehirde etten geçip kalbe erişene dek sabırla. tek, sabırla.' Sevgili dahil değil. Bu da şarkı ama alakasız: www.youtube.com/watch?v=5sq3IVCs_9M | ||
|
|
||