|
12 Aralık 2015, Cumartesi
saat: 22:55
Bir insana inanmak istemek çok acayip bir duygu. Aslında çok da acayip bir duygu değil, dev kırgınlıkların ve hayal kırıklıklarının ardından hayatımıza insan alırken yaşadığımız genel geçer his. Bir adam alacak olsak hayatımıza, ona inanmak isteriz. Ya da benim gibi düzenli kazık yemek gibi bir sosyal uyumsuzluk probleminiz - evet artık kendime problemli diyorum zira bu kadar insan yanılıyor olamaz bende sıkıntı var heralde, gelen geçen kazık attığına göre kullanıp - var ise, hayatınıza yeni bir arkadaş alırken bu kez o insana tamamen inanmak istersiniz; yok bu çıkarcı olmayacak diye. Bu arada sıkıntı bende aslında. İnsanlara hayır dediğim sürece ya da "lütfen" dediklerinde kendi çıkarımla çakışıyor ise hayır diyebildiğimde çok sevilen bir insan oluyorum. Gerçekten. Buradan okuduğunuzda çok uyumsuz bir insan gibi geliyorum muhtemelen size. Alakası yok. Baya sevilen gayet tanınan falan bir insanım. Beni yaralayan cidden beklemediğim insanlardan beklemediğim tavırları görmek oluyor. İnsanlara o kadar çok içimi açıp bu insanları kendi önüme geçiriyorum ki bunlar bir kazık atınca da 1 gün bile kafama takmamam gerekirken aylarca takabiliyorum. İnanmışlık sendromu diyelim mi buna. Sonuna kadar inanmışlık sendromu. Neyse. Ama bir insana inanmak isteyip de inanamamak bambaşka bir kafa. Çok acı verici çok arafta bir durum. Diyorsun lan bu sefer olur sonra diyorsun ki e be kızım bu kaçıncı sefer ki bu sefer olsun. Sürtünmesiz ortamda bir pendulum gibisin sürekli içten içe. Çürüyorsun. Üstelik bu öyle bir şey ki artık arkadaşından eş dostuna, kimseye inanamıyorsun. | ||
|
|
||