13 Aralık 2015, Pazar
saat: 14:11


Sahne haricinde, en çok keyif aldığım şey, sanırım, oynamak. Bilardo...

Çocukken, nahoş mekanlarda bulabildiğimiz için bilardo masasini, babamdan kaçak göçek oynamak zorunda kalırdım. Babamdan bir şey kaçamadığı için, sonu yakalanmakla biten 3 top maçlarım vardı. Dolayısıyla, arkadaşlarım daha iyi oynarlardı ve çoğunlukla yenilirdim.

Yaklaşık 2 aydır bilardo oynuyoruz. Efsane sayılar alıyorum. Aldığım her sayının fantastik olmasini istiyorum. Kolay sayıları da akla ilk gelen vuruşla almiyorum. Bazen yeniliyorum. Yenildiğimde, "kaptan soteleri çekseydi, 2 kat fazla sayı alırdı." diye sevinemeyen galipler çok hoşuma gidiyor. İçimdeki çocuksa, eski rakipleriyle bir maç istemiyor değil.

Derken, bize yakın olan bu bilardo masasının ısınmadığının, topların aslında yürümeleri gerektiği şekilde yürümediklerinin farkına varıyorum. Yani tüm gerekliliklerine sahip standart bir bilardo masasinda, bir süre cortingen ştrayze olacağım. O efsane sayıların hiçbiri, alıştığım vuruşlarla gelmeyecek. Akordu bozuk enstrümanla, teknik geliştirmek gibi oldu.

Hani bir gün sahip olacağım ev var ya(!), hani bir odasında stüdyo olan, bir odasinda da bilardo olsun bari.

Tabii ki, 3 band varken, amerikan bilardo oynamaktan keyif alamiyorum. Çünkü içinde şeker varmış gibi geliyor.

Dün sağ kaval kemiğimi, gözümün önündeki dökme sütuna çarptım. Sağ arka lastik de patlamış. Bekle beni kriko, ve adini tam da bilmediğim artıya benzeyen gijon anahtarı.?

Yeteri kadar aksilik yaşadım, yeter, lütfen, bugün sahne var.

istanbul
hosting