20 Aralık 2015, Pazar
saat: 18:32


Bugün Tumblr da seri olarak yazdığım japonya yazılarının 4. sünü yazarken bir anda önce bu kez buraya yazmak istediğime karar verdim. Beraber şekillensin madem.

sene 2013 yer Japonya enstitüdeyim. Bildiğin MIT ile kapışan o sene patent konusunda dünya sıralamasında 2. canavar gibi bir enstitüteyim.
Hala beni neden kabul ettiklerin dair zerre fikrim yok.
Odtü'deyken hocalarım bilir, asla ödevlerde hırsızlık vs yapmazdım, ödevlerimi de şahane yapardım ama söz konusu ezbere gelince öeaah! diye kaçardım. 3 5 8 . ünitelerden meshul isek 1 den başlardım çalışmaya, yetiştiği kadar derdim. 3 5 8 i ezberlesem bana gelecekte ne katacak ki derdim.
kimsenin hakkını yediğimi hatırlamıyorum
1 kez kopya çekmeye kalktım onu da çekemedim utancımdan öyle diyeyim. sağım solum yardırıyordu oysa ki.
hakkım değil falan diye düşünürdüm
AÇIKCASI MALIN ÖNDE GİDENİYMİŞİM.


neyse, dolayısı ile 2.59 bir ortalamam var falan.
Sonra yüksek lisansa başladım. Canavar gibi notlarım var harika bir ilişkim var bebişler gibiyim derken, her şeyin bir sonu olduğu gibi o ilişkimin de bir sonu olunca, ben kendimi bi koydum dibini görmeyen diyerek. Aldığım dersler de cabası Nanotek, gıda mühendisliğinden bir bilmem ne teknolojisi, bir de Feza hocanın dersini alayım derken 1 karış aklımla aldığım nükleer fizik içerikli dersim. Hayırlısı olsun artık. benim ortalamama 3.60 lardan 70 lerden düştü mü 3.30 a. Hayır bir de gidip BA lık dersi beğenmeyip değiştirmek istemiştim.
Ah.
Neyse geçelim
Diyorum bunlar beni neden aldı.
Bir yandan da diyorum ki olm çok saçma. Ne demek Türkiye'den ilk kez birini alıyoruz o da sizsiniz. 40 kişi aldık dünyadan biri sizsiniz.
Bakıyorum malzeme bilimi enstitüsü - okey kimyam iyidir ama 100 sene falan geçmiş üstündem mol??? Diye bakıyorum.hatırladığım tek kimya organik kimya yani. - diyorum oğlum neden ben... Hani istedim evet ama hiç ihtimal vermemiştim ya.

Bir deli sorumlulukla gittim oraya. Şeker bal bir hocam oldu. Belki abuk sabuk birine denk gelsem sevmeyecektim japonyayı hiç bilmiyorum. İnsan psikolojisi sonuçta. Bir yandan üzerimde bir baskı ilk kez Türk almışlar napıcam ben diye... Neden mi? Diyeyim hemen. ODTÜ'den mezun olduktan 1 2 sene sonra bir dershanede çalışmaya başladım ben. Çocuklar soru getiriyor O_o diye bakıyorum. Allahım korkunçtu. En son Mehmet Tokay diye bir hocam vardı, süper tatlı bir insan. Kalktım gittim hocam bu sorular yanlış cevapları yanlış ya da ben yanlışım dedim. - nasıl sövüyorum okula ama ben hiçbir şey bilmiyorum diye- Güldü, "üniversite mi burası zeynep?" dedi. Nasıl yani dedim. Kızım öss başka gerçek biyoloji başka.. Sen hiç kendini üzme dedi. Korkunç bir ezber sürecinden geçtim. Beynimi aldırıp kenara koydum. Otomatik soru yazıyorum soru çözüyorum. Baya da iyiyim. Deli ders anlatıyorum. Kılavuzum Mehmet Tokay çünkü, canavar gibi bir insan.
Sonra o iş de bitti. Masterı verdim ama ne kaldı ki aklımda genetikten hücre biyolojisinden kimyadan fizikten diye geziyorum. dolayısı ile nasıl korkuyorum. Yapamazsam o stajı diye. Ya kötü derlerse Türkler. Ya ülkeme laf gelirse falan. Kafayı yiyorum. O hırsla bir yardırdım. Gördüğüm her makaleyi içiyorum defterler dolduruyorum. İlk hafta hocam az dinlen gez kıvamında yaklaştı. İzle dedi. Deneyler hafif geçiyor. Çıkıyoruz bana komiklikler şakalar. Beni uyumlandırmalar falan. ama o iş bende öyle değil işte. Deneyden çıkıyorum hoca eve git diyor mesela - ben labın dışındaki konuyla ilgili makaleleleri topluyorum çılgınlar gibi ders çalışıyorum odada. Deliler gibi. uyumadan. annemler arıyor 5 dk konuşuyorum orkun arıyor 5 dk konuşuyorum hafta sonları mesela emre arıyor açık skype o ütü yapıyor ben ders çalışıyorum konuşurken gece 1 de 2 de yatıyorum sabah 5 te uyanıyorum. uyku tutmuyor deliriyorum çalışıcam diye- En son hocam beni diğer sitedaki hocayla tanıştırmaya götürdüğünde, zeynep çok başarılı bir anda makale okudu ve progress gösterdi diyor. Ben bunu duyuyorum ya, daha çok kamçılanıyorum. Daha çok çalışıyorum. Japoncam yok ama kazıyorum insanları bu nedir şu nedir diye. Anlamıyorum kelimeleri kenara yazıyorum duyduğum kadarı ile eve gelip aratıyorum googledan nedir ne değildir diye. Öğrenmem lazım bilmem lazım...
Sonuçta hinti bir arkadaşım bir gün gelip bana şunu diyor "Siz Türkler çok çalışkanmışsınız inanılmaz" diyor. Başka bir prof geliyor where are you from diyor. Turkey diyorum asansörden inerken "aaa diyor sen o kız mısın" "? hocam" diyorum. Meğerse çok çalışkanmışsınız, bravo diyor.

UTANIYORUM.
HAYVAN GİBİ UTANIYORUM
YERİN DİBİNE GİRİYORUM.
MUTLU FALAN OLMUYORUM
Çünkü "meğerse" diyor.
Farklı bir Türkiyeli profili çiziyorum televizyonda gözükenden ziyade.

....

Bir Temmuz başında bindim ben o Tokyo uçağına. Nasıl heyecanlıyım. Nasıl değişik hislerle doluyum. Elimde qPCR rt PCR notları, hatırlamaya çalışıyorum. Yine odtüye saydırıp "ne öğrettiler ki bize" diye söylenerek çalışıyorum. _ ne kadar hatalı olduğumu yanlış düşündüğümü meğerse odtünün bizleri canavar gibi mezun ettiğini 3 5 gün içinde anlayacaktım - 14 saatim var. Hatırlayacağım her şeyi..

Bir ara dalıyorum sağ dirseğimde bir sızı sağ küçük parmağımda bir uyuşma ile uyanıyorum. Canım yanıyor. Tam da polisin kafama attığı gaz fişeğinden kurtulmak için elimi attığımda yaralandığım yeri çarpmışım sarsıntıdan uçağa. Elime bakıyorum, titriyor mu diye. Acaba sorun çıkaracak mı diye korkuyorum. Yeni çıkmış sargısı neredeyse yeni iyileşmiş. Aklım Türkiye'de.. Ben gidiyorum ama diyorum ne olacak kim bilir.
Sonra diyorum ki tamam sakin, şimdi gidicem orada herkese anlatıcam bu yönetimi bu ülkeyi.. Anlayacaklar aslında diyorum - ne anlatmayı planlamışsam acaba - sonra diyorum durup durup kendime, açıp nete bakmayacağım hıh! mutlu olacağım orada...
İniyorum yerleşiyorum ilk gün mutluyum. Her şey güzel.
Çok taze gitmişim 3 gün olmuş, derse ara vermişim bir açmışım "ali ismail öldü" yazıyor. ekrana bakıyorum. bildiğin ali ismail öldü yazıyor. bir süre algılayamıyorum. boş bakıyorum. hani o 3 saat uyudum uyanamadım ders çalıştım köpek gibiler var ya yukarıda anlattıklarımda, onlar yalan.
Ben o günden sonra hiç uyuyamadım. 3 saat ders çalıştıysam 3 saat haber kovaladım. Uykularım kaçtı. Sokağa çıkamadım orada çünkü, kimseye anlatamadım. Sesim de çıkmadı. Dilimi konuşamadım. Ve gelip de bu haberler karşıma çıkınca konuşmalarda, daha çok yerin dibine girdim.
DAHA ÇOK UTANDIM.
Daha sonraları "MEĞERSE" lafını duyduğumda da bir bu kadar utandım işte.
Bir gün uyanıyorum onun gözü çıkmış bir gün uyanıyorum diğeri vurulmuş bir gün uyanıyorum diğerinin kafası parçalanmış...

Konuşamıyorum da.
Utanıyorum.

Tüm bunların arasında da "olimpiyatlar bizim hakkımızdı" diye konuşan bir yönetici var.
Koridora giriyorum fransızından çinlisine sana "yazık" olarak bakmalarının ya da "AKPnin temsil ettiği Türkiyeli" olarak bakmasının ne kadar çirkin olduğunu nasıl tanımlayabilirim bilmem ancak, sanırım bunu en güzel Livaneli bir kedi bir adam bir ölüm kitabının sonlarında anlatır. Türksünüz işte. Siz kendinizi çok farklı sanıyorsunuz ama bu insanların gözünde aynısınız. Haykırmak istiyorsunuz bir yerde ALİ İSMAİLİ ÖLDÜREN BEN DEĞİLİM diye... İnsanlar ölürken olimpiyatların davasını güden de ben değilim diye..


Ben değilim Dilek Doğan'ı vuran.

istanbul
hosting