|
27 Şubat 2016, Cumartesi
saat: 14:29
İstanbul'da tanıştığım bir İspanyol arkadaş Türkiye'ye yaptığı 15 günlük seyahatinden sonra aşağıdaki satırları yazdı bana: "Gözlerinizi derinlemesine incelediniz mi hiç? Koyu renkler ifadenizde en baskın olandır. Eğer bir parça da olsa üzgünseniz bunu anlamak kolaydır. İşte ben de aynısını İstanbul'un taşlarında gördüm. Rengarenksiniz fakat içten içe hissettiğiniz mutsuzluğu görebiliyorum. Sanıyorum ki bir değişimin ortasındasınız. Avrupa'yı ve tümüyle modern yaşamı görmek istiyor fakat geçmişinize, tarihinize, geleneklerinize ve dininize zincirlendiğinizi düşünüyorsunuz. Fakat endişeye kapılmayın ve sabırlı olun. Siz, İspanya'nın yıllar önceki durumu gibi bir geçiş sürecindesiniz. Sizin, patlamayı ve yargılar ve eleştiriler olmaksızın güvenli ve barışçıl gerçek özgürlüğü hissetmeyi bekleyen ruhunuzu hissedebiliyorum. İçinizdeki ateşi ve onu dışarıya çıkartacak cesareti görebiliyorum. Sizi anlıyorum çünkü bazen biz de İspanya'da bu tür duygular besliyoruz. Sizin için dileğim, umarım ki bu geçiş sürecini çabuk atlatırsınız. Fakat özünüzü asla unutmayın. Çünkü yaşamak için önemli nedenler olmaksızın tümüyle özgür olmak gelişmiş kapitalist ülkelerde birçok insanı mutsuzluğa sürüklüyor. Sadece küreselleşme, para, üretim, statüs, mal-mülk ve kıskançlıklar... Kendi kimliğinizi her zaman hatırlayın." | ||
|
|
||