04 Mart 2016, Cuma
saat: 11:08


Yarın bomontide bir delinin hatıra defteri'ne 25 marttada süreyya operasında faust'a gidicem. İkisinede denk gelmek güzel oldu, çünkü ikisinide çok severdik. ikisi hakkındada zaman zaman konuşurduk. Çehov sahtekarın tekiydi ama Gogol öyle değildi samimi bir abimizdi,Faust ise hikayesi bizi hep hüzünlendirirdi. İkisinide izlerken ağlayan tek adam olabilirim veya oturduğu koltuktan kalkamayan tek adam. Sonuç olarak tek adam olacağım kesin,beni buna mahkum etti sanki, tek,bir başına,yapayalnız. en acısıda kalabalık içinde yalnız olmak. Doğru anlatamadım sanırım, yalnız değil,onsuz olmak. Gerçi onsuz olmakta yalnız olmak değil mi.Ama nedense ilk başta aynı anlamı taşımıyodu. her neyse.

Kadıköy iskelesinde deniz fenerinin dibindeyim,onu bekliyorum.Şık bir yemek yemek için sözleştik.Hava hala aydınlık yaz saati uygulaması bilirsiniz, ama hafiften bir kızıllık çökmek üzere,güneş yavaş yavaş sultanahmet camii'nin arkasına doğru inmeye başlamış. gökyüzü kırmızının tonlarına boyanmış hafiften. Deniz pırıl pırıl. martı seslerine vapur gürültüsü karışmış ellerimi şortumun cebine sokmuşum şarkı mırıldanıyorum.
Filmlerdeki gibi elleriyle gözümü kapatıp ben kimim diyor, ellerinin içindeki tüm hatları, parmak izlerini bir organize suçlar şubesi bilgisayarı gibi tarayıp belleğime attığım için onun olduğunu tahmin etmem salise bile almıyor. Dönüp kocaman sarılıyorum, kemiklerimiz iç içe geçiyor sanki.
Elini tutup dalgakıranda yürüyoruz rezervasyon yaptırdığımız balıkçı restaurantına.
Gideceğimiz yer çok yakın değil,çok uzakta değil istersen yürüyebiliriz,istersen atlayalım bi taksiye diyorum. Farketmez diyor, biliyorum ki o fikrini belirtmezde farketmez'e kaçıyorsa mutlaka kısa yolu seçmemi ister,taksi diyorum. Yüzüme gülüyor, onu bu kadar iyi tanıdığım için hissediyorum.
Yol açık, bir anda ceylin'e değilde dışarıya bakma gafletinde bulunuyorum boş bulunup, sonra dönüp ona baktığımda bana gözlerini sabitlemişken yakalıyorum onu. Dünyanın en güzel şeylerinden biri onu bu halde yakalamak.
Konuşmuyoruz hiçbişey, gözler anlatıyor ne anlatması gerekirse.Geliyoruz mekana.
İlk kez onunla rakı-balık yapıcaz,bu beni heyecanlandırıyor,izbe bir yer gibi görünsede hayatınızda daha iyi bi balığı hiçbiyerde yiyemeyeceğinize dair bahse girerim.
Balıklarımızı söylüyoruz akabinde rakımız ve salatamızda geliyor. Rakısını ellerimle dolduruyorum, o benim bardağı dolduruşumu izliyor,gülümseyerek onu öyle yakalamışken elini avcumun içine alıp öpüp kokluyorum.
Sonra balıklarımız geliyor, ceylin çatalla balık ayıklamaya çalışıyor,o kadar hoşuma gidiyo ki onun bu şapşal hali, hayatımda hiç balık ayıklamadım ne gülüyorsun ya diyip karşılık veriyor bana. 3 yaşında kız çocuğu beslermiş gibi ellerimle ayıklıyorum balığı ona. O gece arka fonda müzeyyen senar-zeki müren şarkıları eşliğinde sarhoş oluyoruz.

O günün devamında ne oldu hala hatırlamıyorum Filmin en güzel yerinde uyuyakalmak gibi.flu gibi.

Onun için yazdıklarım elime geçtiğinden beri geçmişte kayboldum tamamen, bugüne dönemiyorum. Onun olmadığı bir yere dönmek içimden gelmiyor, o yazdığım mektupları saklamış,ben onun yazdıklarını yaktım. O beni hep saklamış,ben onu hep başkalarının bedeninde gömdüm.
O beni hep sevmiş aslında, ben ondan nefret ettim.

Şimdi cayır cayır yanıyorum ve ne yapsam geri gelmeyeceğini biliyorum. bu çaresizlik kahrediyor.

www.youtube.com/watch?v=-bAJM3vGl5M

istanbul
hosting