|
20 Mart 2016, Pazar
saat: 02:35
Sabahtan beri bi' yazasım var. Kara kaplıyı İstanbul'da unutmuşum, aklıma sen geldin, şifremi bile unutmuşum, allahtan kayıtlı parolalar var da oradan buldum. Hatırlayacağım bi' tanesiyle de değiştirdim. 26 yaşındayım. sana yazmaya başladığımda 13'tüm. ömrümün yarısı kadardır hayatımdasın yani. o zamanlar Türkçem bu kadar iyi değildi tabii, dahi olan -de'leri hep ayrık yazardım -olması gerektiği gibi- . 26 yaşında, bizzat terkedilmiş genç bir kadın olarak eski sevgilimin yaşadığı şehirdeyim, Kirasını ödediğim, yemeğini kendim yaptığım, çift kişilik yatağında tek başına yattığım, şahane bir çatı katı evim var. Paspatur'un suyunu içen iflah olmazmış lafını koca bir yaz işittikten sonra evet, bu mevsimde İstanbulu'umu bırakıp buraya geldim. Yerleştim mi bilemiyorum, ama huzurluyum. Hayallerimdeki gibi değil tabii, l koltuğumda tek başıma uzanmayı planlamıyordum, yahut geceleri tek başıma yatmayı. Pek tabii, ayrı şehirlerdeyken ve benim buraya geleceğim belliyken ve hatta ziyarete gelip İstanbul'a döndükten 3 hafta sonra terkedilmek de yoktu hayallerimde. Kırgın olmaktan öte benimle ayrılırken bile konuşmadığı için çok sinirliyim. 13 dakika ve küsuratını hatırlamadığım saniye süre zarfında. Kafamı çevirsem karşılaşabileceğimiz zilyon tane mekan, ortak arkadaş çevresi, ortak iş çevresi.. Risk mi? evet belki de. Ama bile bile lades dedim. Öte yandan annem benim buraya gelmemi asla istemezken canlı bomba teröründen uzak kaldığım için şu an pek bir mutlu. Ben de İstanbul'daki arkadaşlarıma, aileme aman dikkat edin diye telkin etmekten, üzülüp isyan etmekten, bolca sosyal medya trolünden başka bir şey yapamıyorum burada. Üzülüyorum, üzülmekten başka bir şey yapamıyorum. Canım sıkkın. Dünyevi dertlerin arasında ben de böyleyim işte. Parolamı hatırlamayacağım kadar uzak kalmayalım olur mu bebek? Öptüm. | ||
|
|
||