24 Mart 2016, Perşembe
saat: 08:31


Yasim otuzu gecti. Hala gogsume kadar ziplayabiliyorum. Bes tane muscle up yapabiliyorum. Iki bucuk -- uc bin yil once dogmus olsaydim en yakinimdaki ordu birligine katilmamak ne aklima gelirdi ne de toplumsal duzen icinde bunu yapmak disinda bir sansim olurdu saniyorum. Ordu icinde de teknik bir konu secerdim. Piyade olmak yerine okcu olmayi tercih ederdim mesela. Ama cok da onemi yok. Onemli olan, zamanin birinde kendimi, topraga vuran adimimdan kalkan toz icinde, gogsume vurulacak mizraklari kesmek icin edindigim huneri konusturmaya ciktigim bir duzlukte bulacak olmam. Bu halde kendimi cok rahat hissedecegime eminim. Cimenlerin ustunde ruzgari yakalamaya calisir rahat degil tabii ama dislerim kenetlenmis olmasina ragmen baska bir yerde olmak, baska bir sey yapmak istemezkenki rahat... Yanlislik olmasin. Simdi de kendimi oyle rahat hissediyorum. Kafamdaki insan haklari, bireycilik, anarsi dusuncelerinin beni dogru yone suruklediklerine dair suphem yok. Soylemek istetedigim, iki bucuk -- uc bin yil once karsimdaki adamin karnina ittigim demirin kolumun iradesine itaat ederken gosterdigi direnci de ayni kesinlikle karsilayacak oldugum. Ne basimdaki kralin sahsi cikarlari icin heba oldugumu dusunecektim, ne de ustumde asili bir insalik degerine karsi suc isledigimi. Cunku hayat bu. Topraga ayagini vurmak hayat. Kaldirdigin tozun icinden yurumek. Nietzsche'nin savasla ilgili yazdiklari garip geliyor coguna. Boylesine parlak, ozel hayatinda boyle sakin birinin savasi ovmesi anlasilmaz gibi duruyor. Bense soruyorum: Gecmisi degistiremeyen biz, simdiyi gecmisle bagdastirmak zorunda olan biz, bugun yaptiklarimiza ancak gelecekte anlam verebilecek olmakla avunan biz... Biz ne zaman, ne icin savastigimizi ancak durdan anlamayan demir karnimizi deserken gormeyecek miyiz? Ayagini yere vururken ne guzel hissediyor insan kendini.


istanbul
hosting