25 Mart 2016, Cuma
saat: 23:22


Mavi Isiklar dinliyordum dun. Ve uzun zamandir omurilik soganimi kasindiran o soruyu sonunda sordum: Bu adamlar neden kendi sarkilarini yapmamislar? Altmislarin sonu, yetmislerin basi---eline gitar alan Katibim, Moog alan da Silifke'nin Yogurdu calmis. Neden? Iki nedeni var bence. Birincisi basit: O donemden kayitlarin cogunda bir bootleg havasi var. O kultur, daha basinda, hic oturamadan yikilmis---geriye de elde ne varsa o kalmis. E, tabii eline muzik aleti alinca da kafandaki sarkilari caliyorsun. Zaman dardi, heyecan vardi derken kayit da ediyorsun. Sonuc bu. Ve fakat ikinci ve daha cafcafli bir neden daha var. Burada biraz sacmalayacagim zira artik her zaman dar ve hep heyecan var. Kendi sarkini yapmak bir seyler yaratmak, 'yok'u var yapmak, olmayani oldurmak demek. Bu da hep bati kulturune oz bir sey olmus. Bati kulturu derken, batililar gibi Antik Yunan'dan baslatmiyorum bunu kafamda. Orada da var tabii bu ama daha cok bir deney, bir tartisma konusu halinde. Daha ziyade Avrupai; dunyayi kesfedelim, dogayi kontrol edelimci bir tavir. Avrupa'nin tum buyuk sureclerinde (Aydinlanma, Sanayi Devrimi vs.) en belirgin sekilde one cikan temalardan biri. "Insan yapar"ci bir tutum iste. Bu tabii karsi taraftan bakinca cok acayip duruyor. Nerede okudugumu hatirlamamakla beraber (bulsam iyi olur) Avrupali beyazlarin "Yeni Dunya"daki insanlara nasil temelden habis gorundukleri geliyor akla. Yapma, yaratma, sekil verme, istedikleri sekilde olmayani donusturme egilimleri yuzunden tabii. Bunu yaparken etraflarindaki maddeye, sureclere saldirip daglari duzlemeleri, nehirleri kurutmalari... Sadece madde degil---ham madde! Obur kiyidan bunu duyan da "Ha ne?, Topragi, araziyi mi satmis?" diyor tabii. Sanatta da benzer bir tavir takiniyor Avrupa. Simdi burada bir geri adim atiyorum. Sanat tabii ki yaratmakla ilgili. Ama yine, yaratma konusunda da iki farkli kutup olusturacak kadar hareket alani var. Sanatta yaratilmak istenen, bir seyin her zamanki baglamindan ayrilarak baska seyler ya da bir fikir icin mecaza donusturulmus hali. Bu, o seyin baglami kirilip koparilarak da yapabilir; nesnelerle, uyaricilarla fazla oynamadan bunlara bakanin perspektifini manipule ederek de. Bati birincisine meylediyor genelde; dogu, ikincisine. Schonberg'in eve kapanip, sonra 12 ton teknigiyle disari cikmasi mesela. Topyekun bir taarruz degil de ne bu? Guzel mi? Guzel. Ama biraz da korkutucu. Her an bir Frankenstein'in canavari vakasi bekliyor insan; ki eminim cogusuna gore serialist muzik de bundan baska bir sey degil zaten. Bunun tam aksi klasik Turk muzigi (bu muzik Turk falan degil de; neyse.). Icracinin onune bam diye kafa yaracak kalinlikta partisyonu koymuyorsun, genel bir cerceve var sadece. Taksim gibi ozgur bicimler var. Eldeki cercevenin bir muzisyen, bir kusak tarafindan yogurulup bir baskasina aktarilmasi var. Bu, topragi delip madeni cikarmaya degil de, buldugunu yiyip tohumunu etrafa sacmaya benziyor iste. Sarkilar ortada bir platform. Altmislarda eline gitarini alan da bu platformda kendi algisini yansitmaya, bakanlarin algisini istedigi yone cekmeye calisiyor. Sacmalama konusunda vites artirmaya kalkarsam... Bu iki farkli dunya gorusu, bir vakitten sonra Avrupa felsefesinde de gundem oluyor. 19. yuzyilin ikinci yarisinda baslayan 'being vs. becoming' problematiginde (baslayan degil aslinda, yeniden ele alinan; cunku Antik Yunan'da da var bu; ondan yukarida orayi ayri tuttum zaten). Schopenhauer--Upanisadlar'la olan temasi nedeniyle belki--bu fikirlere yaklasiyor ama bu isin bayrak sallayicisi yine Nietzsche. Yani onun derdi daha buyuk tabii. O yuzden batiya, onyargilarina giydirirken aynisini doguya da yapiyor. Siz daha buralara gelemezsiniz demisti rahmetli, gelemedik hakikaten. Ama oha Mavi Isiklar'dan nereye geldim. Son olarak: Ataturk de "bu muzikle hicbir yere gelemezsiniz" derken cok hakli. Dogu muziginin bir yere gitmek gibi bir derdi yok cunku. Velhasil daha once zaten binlerce kere ifade edilmis olan yukaridaki dusunceleri, daha oncekilerden binlerce kere daha kotu ifade etmis olarak, 60'lar--70'ler ne guzelmis ya, diyerek kendime veda ediyorum.


istanbul
hosting