|
11 Nisan 2016, Pazartesi
saat: 12:26
Heyecandan altıma kaçırıcam diye çok korkuyorum. Dizlerim tutmuyor, ofis içinde sürekli hoplayıp zıplıyorum. Bugüne ofise de neden geldiysem zaten. Her neyse yine de öğlen çıkıyorum. Hiç bir güç beni tutamaz. Hiç bitmez, hiç geçmez gibi sandığımız her şey gelip geçiyor. Roger Waters'ın da dediği gibi, bir gün bir kalkmışız 10 sene çoktan geride kalmış bile. Sadece 3 sene oldu ama 10 sene gibi geldi açıkçası. Neden bahsettiğimi henüz anlamadın mı? Bak şöyle diyeyim, Beşiktaş'ın Yıldırım Demirören'i, Yeşilçam'ın Erol Taş'ına, Nuri Alço'suna denk gelir. Onlar bile masum kalır yani. Hani bir sezon, İnönü'nün son maçı demişti, kazmayı vuruyoruz demişti ya. İşte ben o sezon, o "güya" son maçta çok ağlamıştım. Evet biraz kafam kıyaktı ve "Başın öne eğilmesin, aldırma kartal, aldırma..." diye gürleyişimizin de etkisi vardı belki ama yine de bir anda hüngür hüngür ağladım işte. Sonra baktım Fethi de ağlıyor, başka ağlayanlar da var etrafta. Yaşlarımız da küçük tabi biraz, o zaman ağlamak daha kolay oluyor tabi. Neyse, o yaz stadın yıkılma işinin palavra olduğu ortaya çıktı. Yalandan projeler, alınmamış izinler... O maç dökülen gözyaşının, anı diye sökülen koltukların bir manası kalmamıştı artık. Sonra aradan bir kaç yıl geçti. Beşiktaş'ın Erol Taş'ına, Nuri Alço'suna Beşiktaş yetmemiş olacak ki, Türk Futbolu'nun komple ırzına geçmek için TFF başkanı oldu. Beşiktaş'ın başına da yeni başkan geldi. Yeni umutlar... Yeni vaatler... Önceleri kimse inanmıyordu, türlü türlü dedikodu dönüyordu. Beşiktaş'ın stadını elinden alacaklar, stadyum yıkılacak park olacak, gökdelen dikecekler, sit alanı... Bir sürü laf ediliyordu. Derken işte o gün geldi çattı. İnönü'nün gerçek son maçı... O gün Gençlerbirliği ile oynayacaktı Beşiktaş ve o gün son defa İnönü'de canlı canlı Beşiktaş'ımızı izliyorduk. Çocukluğumun geçtiği o köhne tribünlere son defa çıkıyorduk. Son defa sidikli tuvaletine giriyorduk, son defa çatıdan üzerimize zıpladıkça sıva dökülüyordu. Ve son defa göz yaşı döküyorduk. Tabi bu sefer kolay değildi. İnsan yaşlandıkça ağlamaktan çekinir oluyor. Bana olmaz sanmıştım ama oluyor. O maçta da öyle olmuştu. Uzunca süre tuttuktan sonra sessizce süzülmüştü yaşlar. Bu sefer etrafımda başka ağlayan biri var mıydı hatırlamıyorum bile. Son defa bakıyordum sahaya ve her anını hafızam kaydetmek istiyordum. Bitti. Bir kaç ay sonra da kazmayı vurdular gerçekten. İnönü'den geriye sadece anılar ve eski açık tarafındaki kuleler kaldı. E artık eşek değilsin, neden bahsettiğimi anlamışsındır. O günden bu güne 3 sene geçti. 3 koca sene... Olimpiyat'ın rüzgarına, soğuna, trafiğine göğüs gerilen, Kasımpaşa'nın kaprisine siktir çekilen, Konya'da, Ankara'da göçebe gibi gezdiğimiz, sonunda Başakşehir'in stadına talim ettiğimiz koca 3 sene. Gururluyum çünkü bu 3 sene boyunca nerede olursa olsun neredeyse tüm maçlara gittim. Ankara'ya, Kasımpaşa'ya, Olimpiyat'a, Başakşehir'e... Gittim gitmesine ama hep bir şeyler eksikti. Bazen tanıdık kimse bile yoktu, yalnız başıma gidip, geldim. Gitmediğim, sövdüğüm de oluyordu bazen ama ertesi hafta evde huzursuz oluyor, kimse gitmese bile yine tek başıma gidiyordum. 3 sene... Epeyce rüzgar, epeyce soğuk ve son derece gri 3 sene. Geçti işte. Bitti. Yerimde bile duramıyorum. Dün gece uyuyamadım. Şimdi de çalışamıyorum. Birazdan çıkacağım ve saatler sonra kavuşacağız yeni Beşiktaş Stadı ile. Uzun süre sonra ilk defa tam kadro olacağız muhtemelen Şairler Parkında. Dolmabahçe'den yürüyüp stada gireceğiz. İlk defa kendi koltuğuma geçeceğim. Geri kalan hayatlarımızın bir parçası olacak bu mekanda ilk defa nefes alacağız. Sonra yaşlanacağız burada, üzüleceğiz, sevineceğiz. Yıldırım -ki er ya da geç okuyacaktır burayı- gelip sırtıma atlayacak hayvan gibi. Gol olunca sarmaş dolaş olacağız... Bağıracağız delice. Sesimiz kısılacak, günlerce geçmeyecek. Daha neler, neler. Heyecandan altıma kaçıracağım galiba. | ||
|
|
||