|
22 Nisan 2016, Cuma
saat: 19:08
Develer tellal pireler berber iken... Yok yok, bundan 9-10 sene önce... (10 mu sene? Canın sağolsun.) Neyse işte o zamanlar, Salerno'dayım falan hani... Heh... Ne sebeple olduğunu bilmiyorum ama bir plak dükkanına girmiş, çok sevdiğim Dark Side of the Moon albümünün 30. yılına özel baskısını almıştım. Dönünce kendime bir pikap alırım falan diyordum. Döndüm, konu hakkında hiç bir fikrim, ve o zaman cebinde de param olmadığı için eski bir plakçı olan babama bana bir pikap ayarlamasını rica ettim. O da, her zamanki gibi alırız, acele etme deyiverdi. Bir kaç hafta sonra hatırlatınca da söz dedi. Babam, her insan gibi bazı fenalıkları olsa da, gün sonunda iyi, hatta çok iyi bir adamdır. Daha önemlisi çok çok iyi bir babadır. Baba zaten yani adı üstünde. Hayattaki büyük şanslarımdan biri de verdiği sözleri tutması. Bugüne kadar tutmadığı tek sözü pikap almaktı. 3 ay önce whatsapp'tan bana 3 tane pikap gösterdi ve bunlardan birini alacağım dedi. Aldı getirdi. Sonra kendine de bir pikap aldı. Hatta sonra bu işi hobi haline getirip onlarcasını aldı, almaya da devam ediyor. Evde çok ciddi sayıda amfi, hoparlör, pikap falan var. Onu da sonra anlatırım belki. Neyse, meselemize dönelim. Dedim ya aradan 9-10 sene geçmişti. Babam sözünü unuttu mu unutmadı mı bilmem ama ben pikap alma sevdamı unuttum. Aradan geçen senelerde pikap alacak parayı da kazanmaya başlamıştım zaten ama gidip de bir pikap almadım. Neden almadım mesela bu soruyu da ilk şimdi soruyorum kendime. Belki de böylesi iyi oldu, yoksa babam sözünü tutamamış olacaktı. Eve pikapın geldiği akşam yaşadığım duygu ile sanırım seneler önce eve ilk televizyon alındığında yaşanılan duygu aynıdır. Öyle garip bir şey oldu. Amfi'ye pikapı bağladık, evdeki tek plak Dark Side of the Moon da yıllardır el değmeden beklediği raftan indirildi. İlk defa amfi'nin "Phono" tuşuna basmak nasip oldu böylece. O tuşa bastığımda benim için de yeni bir devir başladı galiba. Adeta kendimi öğrenmeye ve bu konuda geliştirmeye verdim o günden beri. Mesela mp3'ten çalan müzik ile, plak'tan çalan müzik arasındaki farkı anlamayacağımı düşünüyordum. Odyofil değilim, böyle bir derdim de yok. Odyofil tanımı dahi benim için biraz yorucu gelmiştir hep. Lakin vaziyet öyle değil, mp3 ile plak arasında bariz fark var. Sadece plak değil, cd ile mp3 arasında bile fark var. Bu sırada hayatıma yeni yeni kelimeler girdi tabi, mastering, hoffman forum, matrix-runout numaraları... Bak en önemlisi de "derinlik". Bu derinlik mevzusu farklı. Bunu etkileyen çok etken var, aynı albümün farklı ülke baskıları, farklı tarihli baskıları arasında bile değişkenlik gösteriyor. O yüzden uçsuz, dipsiz bir kuyu. İşte ben amfinin "phono" tuşuna bastığımda bu kuyuya düştüm. İyi mi oldu, kötü mü oldu bilmiyorum. Çocukluğumdan beri koleksiyon yapmaya hevesim çok fazla. Bir sürü şeyin koleksiyonunu yaptım. Tecrübe ile sabit koleksiyon yaptığın şeyi aynı zamanda kullanabiliyorson, fonksiyonel olarak da keyif alıyorsan olay başka bir boyuta geliyor. Bu mevzu da böyle. Öğrenecek çok şeyim var. İlk hedefim tüm Pink Floyd stüdyo albümlerinin ilk baskılarını tamamlamak. | ||
|
|
||