|
28 Nisan 2016, Perşembe
saat: 03:41
Cümle kapısı Yalanlar söylüyoruz. Çünkü kendimizi tarif edecek cümlemiz yok. Ve herkes bizi soruyor. Susmamızı kabullenecek bir dostun yoksunluğu, durmadan konuşmamıza neden oluyor. Oysa bizim kendimizilik hiç cümlesi yok. Çayı masaya bırakan garsonun yüzüne baktı. Hiç cümlem yok dedi. Olsun abi bu da bizden olsun dedi. Saçlarının önü dökük bu sahil kahvesinin garsonu… yan masaya ıhlamur bardağını bıraktı. Ocağa yöneldi. Köşedeki adamın parası yokmuş içtiği çayları bana yaz dedi. Göbekli ve kahvenin sahibi, garsona bakmadan çayın demini kontrol edip içine bir bardak sıcak su ilave etti. Çayından bir yudum çekti, yutmadan ağzında dolaştırdı… hayatın dolaşık bir yanı yoktu. Harfi eksik el yazması gibi tereddütlü beklenen köşeleri vardı. Sonra gelip geçen insanlar, insanlar sadece düz bir hatta yürüselerdi, geri dönüşü yahut sapması olmasaydı, kaç adım atardık tüm ömrümüzce?. Ağzındaki yudumu yuttu. Sonra göğsüne bir yumruk gelip oturdu, son zamanlarda tek ziyaretçisi buydu. Yaşadığını hatırlatıyordu. Elini saçlarına götürdü. En son ne zaman taramıştı hatırlamıyordu. Bir cümlem olsaydı bunu duyan kaç kişi olurdu. Ve bu cümledeki beni kaç insan kabul ederdi. Bir bulmacanın tam ortasındaki en az bilinen bir ülkenin başkentiydi ve gecenin içine gömülmüştü… çay çoktan soğumuştu. Garson bir daha yönünü bu tarafa dönmedi. Göbekli kahve sahibi demlenen çayları bardağa boşalttı. Deniz akşamı alnından öpüyordu. Sonra seni öpebilirim. Tek Cümlem gibi dudaklarından… | ||
|
|
||