|
14 Mayıs 2016, Cumartesi
saat: 01:37
İyi mi yaptım bilmiyorum. Bürodan ayrılmakla hata yapmadım ama karşıma çıkan ilk büroya atlayarak hata yapmış olabilirim. Çalışanlar çok sadık mesela. Sıcak sütten yanmamışlar belli. Gençler... Gençler işe çok önem veriyorlar, hepsi büro için yaşıyor. Benim için ise yeni büro henüz somutlaşmadı, biraz "hayal" gibi hala. Yani gerçek değil. Kolay değil. Herkesin karşısında önünü iliklediği koskoca D. Hanım gözü kapalı güvenirdi bana. Herkes iş disiplinimi, uzmanlık alanıma olan hakimiyetimi sonsuz saygıyla takdir ederdi. Öyle ki son dönemde canım isteyince 11'de gelir, öğlen spora gidip 3 saat sonra dönerdim. 7'den sonra boğazıma bıçak dayasalar çalışmazdım. Tabi bunlar bir anda olmadı. Şimdi bakınca 2 senenin sonunda bu imtiyazları elde ettim. Benim için 30 senelik avukatlarını karşılarına aldılar. Bunlar mübalağa değil, gerçek... Gel zaman git zaman ortamın tadı kaçtı. Babalar ayrılıp ofis açtı. Ve daha bir sürü şey. O küçük şeyler biriktiler, benim öyle bir kaçasım geldi ki... Kaçtım. Şimdi sıfırdan başlıyorum ve bu durum hiç hoşuma gitmiyor. İşin doğrusu, içten içe çok da doğru bir karar vermediğimi biliyorum. Ha beni geliştirecek bir büroya geçtim ama garip bir hissiyat var. Ayrılırken hiçbir şey hissetmedim. Yeni işe başlarken hiçbir şey hissetmedim. Hala hiçbir şey hissetmiyorum. Eski problemlere benzer problemler baş gösterir gibi olunca aynı savaşları bir daha veremem düşüncesiyle hiddetlenip sessiz kalmayı tercih ediyorum. Doğrusu da bu, önce kendimi kanıtlamam lazım. Ama bir eksiklik var. Bana yeni bürodaki herkes gerçek değilmiş gibi geliyor. Nerdeyim bilmiyorum. Anlayamıyorum. Anlamlandıramıyorum. Bu insanlar kim? Burada gelecek yok değil var. Ama ne kadar istediğim tartışmalı. Aslında bürodan ayrılışım hayata karşı duruşum gibi oldu. Bir anda karar verdim, duygusuz bir orospu çocuğu gibi kararımı uyguladım, kararıma adapte oldum, ne zaman ki karara adaptasyon sağlandı o vakit hüzün çöktü. Yani yine son derece duygusal bir insan olan ben mantığımla karar verdim. Duygularıma değil mantığıma güvendiğim için karar aşamasında duygularımı tamamen kapattım. Ne zaman ki mantıklı karar geri dönülemez bir hal aldı o zaman duygularım yeniden kendini göstermeye başladı. Ama korkma günce, alışırım. Benden memnun kalmazlarsa tabi ki egosal olarak bir takım bunalımlar yaşarım ama yine de dünyanın sonuymuş gibi hissetmem. Benim yeteneklerimi değerlendiremediklerini ve beni göremediklerini düşünürüm. Çünkü gerçek gerçekten böyle olur. Öte yandan aşk bitmeyen bir şey. Ben hep tükenen, sonu olan, tensel bir şey olarak değerlendirirdim. Ama bir kadın aşık olunca bitmiyormuş. En azından M. gibi biriyle beraber olunca öyle... Yanlış yapmayan ama asla teslim olmayan bir adam. Aşk sürekli huzursuz olma hali, ben haklıyım. Kaybetme korkusu. Ve aşkın yanında sevginin dozu artmaya başladığında daha ürkütücü bir hal alıyor. O noktada bağlanıyorsun. Benim ona bağlanmam neredeyse 1 yılı aşkın bir sürecin sonuna tekabül ediyor. Yine de kendimi ona bırakamıyorum. Güvenle teslim olursam dışarıya karşı iştahı açılır diye korkuyorum. Böyle hisler uyandıran karanlık bir tarafı var, niye böyle tam olarak kestiremiyorum. Ama bu işin raconu ömür boyu teyakkuzda olmak ve hiçbir zaman teslim olmamak. Yoksa ademoğlu kazanılmış görür. Bu böyle... | ||
|
|
||