|
18 Mayıs 2016, Çarşamba
saat: 02:49
Çift kişilik yorganın yüzünü değiştirdiğim ilk gün bu evliliğin biraz zor olacağını bilemezdim. Bilseydim de bişey olmazdı zaten. Çünkü evli olurdum. Evli olmadan da yorgan yüzü değiştiremezdim. Ve şimdiki gibi düşünemezdim. Yani kaderci bir insan olduğumu da düşünürsek "yaşamadan bilinmez" mottomu onaylamış oluyorum. Başa geleceklerin önüne geçilmez, yastık değişir kader değişmez, göreceğin varmış ve daha nice bla bla bla... Ama inanıyorum tabi. Saflık orda. Ne yaparsam yapayım kadere inanmaktan vazgeçemiyorum. Nasıl beynime işlendiyse. Kızıyorum kendime, çok. Çok çok. Ama. Amalı bir çok cümle. Kimselere anlatamadığım. Aman siktir et be kızım ne takıyorsun diye kendimi motive edişim :) Görülmeye öyle değer ki ! Aslında çok iyi adam. Kocam. Çok seviyorum. Belki de daha önceden kimseyi böyle sevmediğimden öyle. Bilmiyorum. Gözümün içine bakar. Çalışır. Çabalar. O da seviyor beni, biliyorum. Ama tamamlayamadığım birşey var. Çok kızgınım belki ondan. Belki beni anlamıyor. Belki ondan. Zorum biraz. Kabul. Ama ne bilim be. Hayal ettiğim bu değildi. Neyi hayal ettiğimide bilmiyorum hoş. Jehan Barbur bir kitap yazmış. Geçen gün arkadaşlarla bağdat caddesine gittik. Godiva diye bir yere. Bok gibi tatlılar yedik. Kol gibi hesap ödedik. Hazmetmek için biraz yürüyelim dedik. D&R a denk geldik. Ne zamandır da bir D&R a girmemiştim. Ordaydı Jehan Barbur. Aldım kitabı. Baba Öyküler adı. Güzel yazmış. Barbaros Şansal'ın babasını anlatmasıyla başlıyor kitap. Adamın babasıda kendi gibiymiş. Yani annemle evliydi babam ama bir erkekle ilişkisi vardı diyor. Bana kızmadı o yüzden. Ama toplumun bu baskısı yüzünden hiç birimiz yaşayamadık diyor istediğimiz hayatı. Bazı cümlelerine katılsamda genel olarak hayat mottosunu tasvip edemedim. Neyse önemli olan o değil tabi. Etkilendim bayağ. Ailenin çocuklar üzerindeki etkisi anlatılmış sanki birazda kitapta. Çocuk dediğin biraz anne biraz baba. O kadar. Gerisi fasa fiso. Kendimi düşündüm bi ara. Anneme de çok ama babama daha çok benziyorum. Unutamıyorum mesela hiç bişeyi. Ne kızardım babama. İnsan unutur önemsemez diye. Unutulmuyormuş. Ay neyse ya nereden nereye geldim. Kocam içeride koltukta uyuyor. Horlama sesini duyuyorum. Sanki biz çalışmadık amk. Ölüyorum yorgunluktan. Ama geldiğimden beri kaç makina çamaşır yıkadım. Görümcemgil çaya gelmiş onları ağırladım. Şimdi mutfak toplıcam bide makinaya yastıkları attım onları çıkarcam. Az öncede yine yorganın yüzünü değiştiriyodum aklıma geldi birden öyle. Bir yazayım dedim. Kaderim hep aynı yani. Bu da böyle bir kısır döngüdür. Selam olsun kadere inanlara ve kaderden nasibini babalar gibi alanlara. Not1: İlyas Yalçıntaç - İçimdeki Duman şarkısı çok iyimiş bugün 150 kere falan dinledim. Not2: Geçen haftadan beri güldüğüm bir şey var. Yazayım da ilerde unutursam yine okurum da gülerim. Düşünüp düşünüp yine gülüyorum çünkü. Yakın arkadaşımla whatsapta konuşuyoruz. Kendisini biraz kötü hissediyormuş. Yorgun bitkin falan. Durumunu ifade etmek için bana şey yazmış; " düşünkü pezevenklerin eline düşmüşüm ve ibrahim tatlıses bile beni kurtaramamış öyle bir bıkkınlık var üstümde" ahahaahahahahahahaah | ||
|
|
||