24 Mayıs 2016, Salı
saat: 03:05


Yusuf’u kuyuya atmıyorum, kelimeler kardeşlerim benim. El ele kurdu suçluyoruz her hikayemizde. Bu yolda mısır’a yer yok. Züleyha her yerimizde…

Giden yağmurun incinmişliğidir biraz da bizimki, biz yani her masadan mahcup ayrılan çocukları bir yerlerin. Nefesi çaya nefesi sigaraya nefesi tamamlanmayacak cümleye aşina adamlar. Her yaşta yaşama dar gelen, kıyıdan yürüyen tüm kaldırımları şehrin umursamazlığından başlattıkları ıslıkla gri renklere boyayanlar. Giden yağmur hep ardında sızı unutur, sizi yani unutmak tamda yerin çekimine dalınızdan omzunuzdan gömleğinizden yırtar da başınıza gelmiş en güzel şeyin “belki aşkın” hiç bilmediği bildirmediği yani aslında yürürsünüz işte kimse omuz atmaz size. Dolu poşetlerden düşen erik tanesi kadar ses çıkarmaz düşmeniz. Borsa düşmez saçlarınızdan, bono çek senet mafyası musallat olmaz düğmenize gizlediğiniz ensenize. Ölüm mukadder değildir, gidilendir. durup seyredilen, bakıp düşülen. Bir kuyudan sıçrarsınız, bir masadan kalkarsınız, bir el omzunuza bir dokunsa, Yusuf sıradan şeylerdir. Oracıkta mısırı yakarsınız, oracıkta kardeşleriniz yani kelimelerinizdir. Oracıkta bir ıslık daha sararsınız, belki Maraş otudur tüm iç çekmeleriniz. Genzi biraz yakar, biraz dışında bırakır her cümle sizi, biraz bir şehirden gidersiniz, bir el omzunuza bir değse… öksürtür hayat hepimizi…


istanbul
hosting