|
12 Haziran 2016, Pazar
saat: 23:32
Gidip gelmeler, yeni başlangıçlar, bitişler, sürüşler. lanet olsun zekaya. akıllı değilim. yürekli, karakterli, anlayışlı da değilim. biraz acımasız, bolca gururlu, bir o kadar da inatçıyım evet. Gurur ve inat bir arada olunca çok kötü olabiliyor günce, evet. Ve uzun zamandır yalnızım. insansızlıktan değil, paylaşmamaktan. Etrafımda sevdiğim ve sevmediğim çokça insan var, hep de oldu, evet. Sürüsüyle güzel şeyler paylaştık paylaşıyoruz da sürekli olarak hayatıma girenlerle, kısa veya uzun süreli hayatımdan çıkanlarla, inat edip orada kalanlarla, evet. Ama işte anca o gurur ve inat duvarının dışındakileri paylaşıyoruz beraber. Bolca gülümsüyoruz, kırılıp geçiyoruz gülmekten, eğlenmekten. Bazen kavga ediyoruz en harbisinden, inatçı ve gururlu insanlarla kavga edenler bilir nasıl olduğunu. Ben kendimle bolca kavga ettiğim için iyi biliyorum mesela. ama içerideki fırtına, boşluk, yarım kalmışlık, öfke, arayış, bulamayış, suçlayış ve harcayış, yani içerideki o sabit ve ruhsuz kaya, o taş, o buzul, hep içerde ve hep yalnız günce. Yalnız, çünkü o duvarları çok zeki ve duvarı korumaktan başka derdi olmayan muhafızlar koruyor. Keşke o muhafızları beslemekteki başarımı başka konularda da gösterebilseydim. Keşke en azından o muhafızlar arada isyan çıkarıp hayatıma el koymasaydı. Günce hatırladığım hayatım boyunca, yani geriye dönüp baksam onbeş yıl önce buraya ilk yazdığım günlerde bile tanıdığım, bildiğim, olur olmaz herşeye laf yetiştirebilen, çoğu zaman karşısındakini olmasa bile kendisini fazlasıyla ikna edebilen birisi olmaktan gurur duydum. Bunu hiç bir zaman art niyetli olarak yapmadım. Nadiren sırf yapabildğim için ve kendime tekrar bunu yapabildiğimi kanıtlamak için yaptım, ama ne kendime ne de karşımdaki kimseye karşı kötü bir amacım olmadı. Smart ass... Bazen bunu o kadar sevdim, bu benim o kadar vazgeçemediğim bir parçam oldu ki, kontrolüm dışında bunu yaparken buluyorum kendimi hala her gün. üstelik artık bunu bazen eskisi kadar istemesem de. Bu lafbazlığın, bu ikiyüzlülüğün getirdiği karaktersizliği çok da dert etmedim genelde, hala da etmiyorum. karakter kavramına saygı duysam da üstelenebileceğim bir özellik değil sanki. çok tutucu, çok sabit, benim için bile bir doz fazla gururlu geliyor. sorun fazla gururlu olması değil ama, sorun o gururun yersiz ve tükenmeye mahkum olması. Hayat kısa günce, ve hep dediğim gibi benim için daha da kısa olacak inatla, o yüzden tek bir karaktere takılıp kalmayı hem yersizö hem yurtsuz, hem de yanlış buluyorum. jana ile konuşurken sürekli konu dönüp dolaşıp kendime kurguladığım hayata geliyor. Bilmiyorum hayatım üzerinde iddia ettiğim kadar bir kontrolüm var mı. Normal olmayan her tavrımı o gururum dahilinde sahiplenmeyi ve tanımlamayı seviyorum. karakterli değilim ama prensiplerim var mesela. olmak istediğim, bazen uyup bazen uymadığım bir sürü prensibi olan ama bir o kadar da tanımsız bir insan var kafamda mesela. O insan olmaya baya da yakınım sanırım günce. ama o insan hayatın tadını çıkarsa da, hayatı genelde keyifle tüketse de, özellikle jana ile kavga ederken anlıyorum ki, o o kadar da iyi birisi değil. Mesela arada olabileceğim başka insanlar olamadığım için sahiplendiği pek çok buz gibi ve acımasız özelliği var o insanın. Yani biraz da, veya itiraf edeyim bolca bir şekilde, olamadığım diğer insanlar tarafından tanımlanmış bir insan oluyorum yavaş yavaş. Benim onlar olmama izin vermeyen sebepler nelerse bir tarafı kendini o yüksek duvarlardan onlarla mücadele etmeye adamış bir insan. Günce, acımasızım ama art niyetli değilim ve bunu bazen zayıf durumda kaldığımda kendime bile anlatamıyorum. Yardım etmeyi, çözüm olmayı seviyorum - evet o kadar mağrur ve gururluyum. ama acımayı sevmiyorum, daha doğrusu beceremiyorum günce. Yani gururumun da sınırları var. Hayatımdaki pek çok insanla empati kurmakta zorlanıyorum malesef. Bu biraz artık onları anlayamamaktan, biraz da onlar hakkındaki hayal kırıklığımdan kaynaklanıyor. hayatlarının sınırlarını zorlamadıkları için. bazen kabullenip, bazen pes ettikleri için. daha çok da bana haksız bir şekilde öyle yapmışlar gibi geldiği için. Normalin dışında, biraz radikal bir hayatım oldu bu güne kadar günce. Hani öyle uçlarda yaşadım, çok aykırıyım demiyorum, istesem de olamadım o tür birisi. ama çok fazla ufak tefek şey yaşadım günce. o kadar çok ufak tefek şey yaşadım ki ve bu ufak tefek şeyleri o kadar çok içselleştirdim ki, ne ufak tefek şeyleri ne de büyük şeyleri umursuyorum artık. Eksikliklerim ne kadar derin, ve bu noktada ne kadar çaresizse, fazlalıklarım da o kadar yüksek ve anlatmaya çalışmaya değmez artık. O yüzden anlatamıyorum, anlaşamıyorm, çabuk etkilenip çabuk sıkılıyorum. Boşluğu dolduran, eksikliğe yanaşan neyse alıp, tüketip, sıçıp dışarıya bırakıyorum. Emperyal, koloniyal, tüketici birisiyim o anlamda. O yüzden basit bir filmdeki, veya hatta kısa bir şarkıdaki kurgunun içine kolayca girebilsem de, hayatımdaki gerçekleri çok nadiren hissedebiliyorum. belki sabırsızım ve herşeyin doğrudan ve açıkça sunulmasını bekliyorum, ben hayatımı öyle sunmasam da. belki de normal hayatın yavaş süreçlerine tahammül edemiyorum artık. 21. yüzyıla hoş geldim. Günce Jana'yı seviyorum. çok seviyorum. beni iyileştiriyor. beni seviyor ve onun beni sevmesi hem gururumu hem de kalbimi fazlasıyla okşuyor. ısrarla mutluluğu çok önemsemediğime inansam da, beni mutlu ediyor ve bunu seviyorum. O yüksek duvarlara en çok onu yaklaştırdım bugüne kadar, çünkü ona çok güveniyorum. ben ona aşığım, o beni anlamaya çalışıyor. ve cansiperane mücadele ediyor. Ağlıyor, yoruluyor, pes etmeye başlıyor, ama sonra inat ediyor ve kalkıp devam ediyor. o da inatçı neyse ki. Ama ben, daha doğrusu o duvarların üstündeki azılı ve "zeki" muhafızlar daha inatçılar. Daha inatçı olmasalar da daha acımasızlar. daha güçlüler. Acı çekmiyor, acıyı algılayamıyor, acı çekilmesine sebep oluyorlar. 30 saattir konuşmuyoruz günce. Ben kafamda onu suçluyorum, biliyorum o da beni suçluyor, netekim o beni suçladığı için konuşmuyoruz. ve sessizlik sürdükçe geri adım atması daha da zorlaşıyor günce. Elbet bu da gelip geçici bir durum günce, diğer herşey gibi. ama vereceği zarardan korkuyorum. korkuyorum ama yine de bir şey yapamıyorum. Çünkü korkumun iki yanı var günce. sonradan çok pişman olabileceğimi bildiğim bir hatadan korkuyorum mesela. alttan alabilirim, şimdiye kadar yaptığım gibi yine alttan alabilirlm elbet günce. ama alttan almak, inkar etmek, eyvallah demek de beni korkutuyor günce iu anda. bu sefer de alttan alsam bir dahaki sefer ne olacak? Bu duvarlar her seferinde alttan almakla mı yıkılacak günce yoksa bu alttan almalar daha sonra, daha çok acı ve ızdırapla su üstüne mi çıkacak. bu alttan almalarla yüzleşmek tanıyı erken koyup çözüm bulmak daha iyi değil mi günce? yoksa vurdukça inatlaşan bu duvarların altında mı kalacağız günce, o taşla beraber? Belki bir uçağa atlayıp manisa'ya gitmeliyim günce. hemen bu gece... hayatım belki de çok farklı olur o zaman günce... belki. yapmayacağımı bilsem de. Evet otuz olduk artık, ama hala daha çıtırız günce, biraz liseliyiz mesela, biraz aciz, biraz acımasız, bolca gururlur ve inatçı. I’m ready for release I’m waiting for the pain to come I’m begging to believe Hailstorms coming, baby bring it on I’m waiting for the blow I’m reaching out to take what’s mine Whichever way it rolls I’ll dance my way through hailstorms any time www.youtube.com/watch?v=U_Er0GpQIVI | ||
|
|
||