|
28 Haziran 2016, Salı
saat: 16:05
Sahip olduklarımız ve kurtulmak istediklerimiz... Aslında daha çok sahip olmak istediklerimiz, sahip olma hayali ile yanıp tutuştuklarımız... Oysa sahipliğin de garantisi yok. Bu dünyada bir şeye gerçekten sahip olabilir miyiz? Sahipliğin ölçütü, kanıtı nedir? Sahip olma süresi nedir? Gerçekten sahip olmaya ihtiyacımız var mı? Daha büyük, daha güzel bir araba, daha lüks bir ev, daha fonksiyonel bir telefon, daha parlak bir tv, daha gürültülü bir müzik seti, ve daha neler neler... Gerçekten yeni bir arabaya ihtiyacımız var mı? Gerçekten mutluluğun sırrı binbir yeni özelliğinden birini bile kullanmayacağımız, bir kaç ay içinde fiyatı yarıya düşecek cep telefonundan mı geçiyor? Gerçekten evde bir oda fazlaya ihtiyacımız var mı? Bir objenin mutluluğumuz üzerine etkisi, aylarca uğruna çalışılmaya değecek kadar fazla mı? Üstelik hep daha iyisi, sürekli daha güzeli, ilelebet daha bilmem nesi... Dahasındayız hep ama her "daha" bir karşılaştırmanın sonucu; Benim araba seninkinden "daha" güzeldir, ya da benim evim seninkinden "daha" büyüktür. Olabilir, ama ne kadar önemli ki? Benimkilerin, seninkilerden "daha" bilmem ne olması... Mesela güzel yani, daha güzel olması... Neyi değiştirir ki? Güzellik... Güzellik karşılaştırmaya ihtiyaç duyar mı? İyiliğin kıyasa ihtiyacı var mı? Ya da başına daha getirilen her hangi bir sıfatın. Direkt, dosdoğru... Kayıtsız, şartsız. Daha güzel olduğu için değil, güzel olduğu için. Sahiplik... İşimi görecek kadar, mutlu edecek kadar benim. Hissettiğim kadar benim. Sevdiğim kadar benim. Nefes aldığım kadar benim. Görebildiğim kadar benim. | ||
|
|
||