|
23 Temmuz 2016, Cumartesi
saat: 03:56
Sonunda sonsuzluğa karşı çay demleyip yudum yudum içtim. Öyle bir ay doğdu ki gözüme, kızıl renginden ışıl ışıl olana kadar kah bulutların ardından kah bucaksız semadan suzule süzüle uçtu ve uçtu. Sessizliğin içinde kurumaya başlamış başakların rüzgârla sevişme sesi çalışıyor kulaklarima. Neden olduğunu anlamadigim bir anda kuşlar toplu bir şekilde dans ediyorlar. Öyle bir düzlük ki carsaf gibi serilmis gözünün önüne küçük bir citirtidan destansi hikâyeler yazıyorsun, ruhuna işliyor. Bulutlar ikindi çayına eşlik ediyor, binbir şekil, binbir masal anlatıyor sana. Öyle bir mavilige uyum sağlıyor ki o pamuk beyaz bulutlar hayranlığın kat be kat artıyor, daliyorsun çayın soğuyor. Güneşin doğuşuna uyanacagim hergün ki gibi değil, sanki güneş bugün sadece benim için doguyormuscasina. Dağa bakiyorsun parildamaya başlıyor. Sonra hafif kizarmaya başlıyor gökyüzü. Tarifi mümkün olmayan mavinin bir tonu eşsiz ve bana özel bugün... Serin, soğuğa yakın serin. Hemen çorabıni ve yelegini kusaniyorsun, semverin o odun ateşinin çıtırtı sesleriyle ısınıp demlenmeye çalışan cay otu kokusuyla dalıp gidiyorum. Daliyorum, suya dalmak gibi. Kulaklarına suyun ugultusu geliyor önce gözlerini açıyorsun suyun renksiz varlığı ve kumun parildayan minik ışıltıları eşliğinde dalar gibi, dibi görüp burnumu vurdugumda kendime geliyorum, anneeee! Çişim geldiiii... Sen kahkahalar duyuyorum. Kedinin peşine koşan minik ayaklar, kediyi yakalamış sevinçli eller, kuma gömdüğü oyuncağı arayan meraklı gözler. Çocuklar! Yemek hazır. Daha bunlar yarım günün tecellisi. İlham alacağım otlarla tanışmak yarına artık. Sevdim çok sevdim. | ||
|
|
||