|
07 Ağustos 2016, Pazar
saat: 13:13
İki sene önce bugün. Heyecanımın tavan yaptığı o gün. Nikah günüm. Yandan topuzum,dantel eldivenlerim,kafama taktığım tül vualetim,mor gülleri olan dantel ayakkabılarım ve mor çiçeğim. İki sene önce bugün soyadımı değiştirip hayatımın ikinci yarısına başlamak için adım atmıştım. Çok enteresandır ki yıllar geçtikçe ; yaş ilerlediğinden midir kafa büyüdüğünden midir özel günler güzelden ziyade hüzünlü geçiyor. Her geçen sene heyecanını yitiriyor. Ya da bende böyle bilemiyorum. Ama şu an çok hüzünlüyüm. Dün gece 01:00 gibi yattım. Yatarken telefonda tarihi görünce zaten bir hüzün çöktü. Sabahta hüzünlü kalktım. Üzülmüyorum ama hüzünlüyüm. Sebebi ve açıklaması tam olarak nedir bilemiyorum. Güzel geçirdim hayatımda bir çok şeyi ama yinede nikah günümü,nişan günümü, düğün günümü falan anımsadığımda anlamsız bir hüzün kaplıyor vücudumun her yerini. Sabah kalktık. Kahvaltıyı hazırladım. Bizimkinin zaten haberi yok öyle nikah tarihi falan. Kahvaltıyı ettik. Hatta biraz kızdım ona. Kahvaltıya başlayacakken dükkandan aradılar. Elektrik ile ilgili bir sorun olmuş. Onu çözmeye çalışıyorum. Bizimki başladı yemeye. Gözünün içine bakıyorum hiiiiç tık yok. Sanarsın 1 haftadır yemek yemiyor adam. Televizyonda da salak benim sevmediğim bir ege dizisi var. Nefret ediyorum o tür dizilerden bunu da biliyor ha. Bir yumurtaya gömülüyor bir diziye bakıyor. Bende ki hüzün artık yerine sinire bırakıyor tabi o dakikalarda. Telefonu kapadım ve dedim ki çok mu acıktın hayatım? Hayır canım dedi. Peki neden beni beklemiyorsun beraber başlayalım dedim. Bu Pazar kahvaltısı zaten haftada bir gün beraber kahvaltı yapabiliyoruz iki dakka dursan ne olur dedim. Ben hemen kahvaltıyı yapayım dükkana gideyim sorunları halledeyim diye düşündüm dedi. Demedim bir şey. Sustum. Özür dilerim dedi. Elimi kaldırıp susturdum. Öyle anlar oluyor ki özür dilerim cümlesini duyduğumda ekstra sinirleniyorum. Sonra kumandayı alıp magazin programı açtım. Ve kahvaltıma başladım. Kahvaltısı bitince beni öptü ve gitti. Bende o gittiğinden beri düşünüyorum. Televizyon sehpasının üzerinde duran nikah fotoğrafıma bakıyorum bir saattir. Fonda da Sezen Aksu çalıyor. Depresyona girmek için harika bir gün. Televizyon sehpasının alt rafında iki tane küçük kıl var. Tozdan bahsetmiyorum bile. Evi temizlemem gerek yani. Bir yığında ütü var. Bugünü iş yaparak geçireceğim. Biraz Sezen Aksu dinleyeceğim. Biraz ağlayacağım. Bir de akşama bir mantı yapıp yedik mi oh mis. Mantıyı ben açmıcam yanlış olmasın hazırını pişiricem. Net not : - Sezen Aksu şarkıları ciğerini dağladığı zaman büyüdüğünü hissediyorsun. Onun öncesinde şarkıları dinliyomuşsun ama boşuna dinliyormuşsun. - Müzik gerçekten ruhun gıdası. - Büyümek bok gibi. Keşke çocuklara bunu anlatıp inandırabilsekte büyümek istemeseler. - Herşeyin farkında yaşamak çok ağır. Kafası kaldırmıyor insanın. - Fotoğraflar hayatın bize her geçen günün yüzümüze hangi izleri nasıl kattığını gösteren en büyük delillerimiz. Mesela iki sene önce daha gençmişim ;) - Kendini sevmekten vazgeçme. | ||
|
|
||