|
18 Ağustos 2016, Çarşamba
saat: 01:02
Hiç unutmadım o gece yaşananları. Yerin altından gelen korkunç uğultuyu, bitsin artık diye umarken daha da şiddetlenen ve bitmek bilmeyen sarsıntıyı, yattığım yerde oturup çaresizce tavana bakıp ne zaman yıkılcak diye bekleyişimi, evin her yanından gelen çatırtıları, eşyaların çarpışma seslerini, mutfakta yerlere dökülen tabak tencere gürültüsünü, annemin içerden gelen yüksek sesle kelime-i şehadet getirişini, kardeşimin ağlayışını.. Hiçbirini unutmadım. Senelerce her gece rüyamda binaların üstüme yıkıldığını gördüm. Kabuslarımda yanımdaki kişinin, annem mi kardeşlerimden biri mi babam mı tam anlayamadığım, nefesinin kesilişine şahit oldum. Her deprem temalı rüyadan uyanıp gerçekten bir binanın altında kalışı yaşamadığım halde bu durumu nasıl böyle tahayyül edebildiğime hayret ettim. Psikolojim hiç düzelmedi. Bugün tam 17 yıl geçti üzerinden. Ben hala her gece sokakta köpekler aynı anda çıldırasıya havladıklarında depremi mi hissediyorlar acaba diye korkuyla rahatsız uykulara dalıyorum. İstanbul için öngördükleri senaryodan çok korkuyorum. | ||
|
|
||