19 Eylül 2016, Pazartesi
saat: 22:01


biçare'yle ilerleyen süreç ilginç bir yol izledi. düğünün ertesiydi, sabah kalktım ve formidablö dinlemek istedim, stromae'ymiş adamın ismi, daha önce hiç duymamıştım(yani ben öyle sanıyormuşum meğer alors on dance! diyen adammış). şok oldum, brel'di bence onu söyleyen stromae değil. (gerçi zaten stromae is the new brel denmiş hep bu formidable ilk çıktığında. ben 3 sene gecikmeyle dinlemişim şarkıyı). o birkaç gün stromae'nin racine carrée'siyle yatıp kalktım. adaya gittik, biraz görev gibiydi, bence başka bir gün de gidebilirdik. neyse,güzeldi. meyhanenin ertesiydi müslüm gürses'in aşktesadüflerisever'ini hiç dinlememişim ben. biraz ona dadandım. meyhane gecesi söyledi, o akşam herkesi dinlemiş, herkes az çok dertliymiş, bi ben içimizde en dertsizi gibi duruyormuşum. gülümseyen suratımla karşıladım:) ertesi gün sırtımda kaşıntılarla uyandım. yine bişeyler gibi. vücudu güle çevirme eğilimi gibi. ama güle pek benzemiyor bu seferki farklı gibi, neyse yarın gidicem, bakalım ne diyecek cildiyeci. ben cildiyecilerle sohbet etmek isterdim aslında. topunuz bir şey bilmiyorsunuz, cilt ciltlemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem ama cildiyenin psikolojiyle bir ilgisi olmalı?! demek isterdim. geçen sene gittiğim doktor hiç o taraklarda bezi olmayan biriydi, bakalım yarınki nasıl olur.
yaz geldi geçti. hiç bişey yapamadım gibi hissediyorum. tatil biraz instağramda kimlerhangidenizkenarında diye bakarak geçti.
neyse sezon açılıyor. konserler buldum kendime.
korhanfutacıyla sezunu açıyoruz. sonra masayoşi fujita, sonra belki nouvellevague, no land, aralıkta da hüsnü'lü ilhan varmış babylonda.
buldum bayaa konser. hüsnülü ilhan demişken, geçen gün türkiyede caz adlı bir belgesel izledim yuutpta, vauuv, ne güzel bir belgesel! ve tanımadığım ne çok türk caz müzisyeni varmış meğer!
ordaki merakla aradım taradım muvaffak falay kayıtlarını. aman allah! ne güzel şeyler yapmış.
biz hüsnülü ilhan'ın çok başka şeyler çaldığını,babazulanın başka bişey yaptığını, laço tayfanın bambaşka senteze ulaştığını falan sanırdık. babalar zaten 72de neler yapmış neler..
her birinin elini öpesim geldi.

yarın erken kalkıp koşayım diyorum, tıpkı eski günlerdeki gibi. millet işe giderken ben koşardım, işegidememeyi alt ederdim kendimce, bişeylere yetişmek isterdim kendimce, murakaminin koşuşunu okumuş ve sevmiştim kendimce. şimdi yarın ben yine herkese bakarım, herkes yine bana bakar, ben bu sefer işe gidememenin değil spordansonraişegidecekolmanın bakışını bakarım. fakat iş de bi bok değil be ağbi' nin de bakışını bakarım. işe giriyorsun da bir bok olmuyor. valla öyle. bir sene olacak nerdeyse. das kapital. das düzen. die künst der çark. zaten black mirror'daki siyahi çocuğa da çok kızgınım. ne güzel eleştirisini yapıyor, faak faaak fffaaaak yoouuu!!!! diyor ama sonunda yine sistemin içinde öğütülüyor. sistem onu da yutmayı başarıyor.
işte böyle!

salih baysal'ın keman sololarından selamlar!












istanbul
hosting