27 Ekim 2016, Perşembe
saat: 00:02


kalthoum. üç gündür varsa yoksa ibrahim maalouf.
ben ilk ibrahimmaalouf'un kendi besteleri sanıp gözümde göklere falan çıkarmıştım ibrahim'i. meğer ümmü gülsüm albümüymiş elf leyla ve leyla. bu da benim ayıbım olsun. oum kalthoum: ümmü gülsüm'ün fransızca söylenişiymiş.

elf leyla ve leyla ve leyla ve leyla...yani, leyla bir leyladır bir leyladır bir leyla. değil tabii:) binbir gece masalları'nın arapçasıymış elf leyla ve leyla. hakikaten binbir gece masalları gibi masal içinde masal, ritim içinde ritim, ezgi içinde ezgi bir hali var. şekilden şekle giriyor, biribirinin içine karışıyor.

ibrahim maalouf! 4 pistonlu trompet çalan adam!
babası da trompetçiymiş -bişey maaloouf? ve amin maalouf'un bişeyi-. babası da 4 pistonlu trompetle çalıyormuş.:) diyor ki ibrahim: "küçükken yatmadan evvel hep ümmü gülsüm dinlerdim. bu albüm ona bir saygı albümü. ister müslüman, ister hristiyan, ister yahudi, ister ateist olsun, arap halkı, biz ümmü gülsüm'ün çocuklarıyız."

epey büyülendim albümden. uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım. beni artık buralar, buraların müziği heyecanlandırıyor. manyak adam bu ibrahim. alıyor ümmü gülsüm'ü, caz formuna sokuyor, bütün o karmaşık ritimleri, nağmeleri, makamları ile birlikte. en oryantal ezgileri, en batıcıl şeylerle birleştiriyor. olmayacak bir yerde, paris konserinde orkestra susmuş ve o solo atarken,
ve yine kıvrak nağmelerle ilerlerken, bir anda bach'ın toccata'sına füg'üne kaçıyor. aman allah! canım ibrahim! teşekkürler ibrahim!


acaba hüsnü'yle bişeyler yapsalar nasıl olurdu?








istanbul
hosting