|
02 Kasım 2016, Çarşamba
saat: 22:04
Sonra kalkıp nehrin kıyısına gittin, ayakların sudaydı. Nilüfer yaprakları kıyı boyunca nehir yüzeyini kaplamıştı. Kurbağalara kuşlarda katılmış,tabiattan prelüd ortaya cıkarıyorlardı. Sen ise kulaklıkla müzik dinlerken ufak taşlar atıyodun suya, Pürüzsüz suda halkalar yaratıyordun. Mutsuz bulmuştum seni,yanı başına koyduğun kadehin yarımdı ve eğreti duruyordu. Hayatta en tahammül edemediğim şeydi senin mutsuzluğun. insanoğlu kendi rahatı için teknolojiyi akıl sır ermez yerlere ulaştırmayı başarırken canavar tarafını hep korudu bense tüm zamanlarda seni aradım. Şimdi mutsuzluğuna tahammül edemezdim. Sana ihtiyacım vardı.Seni ilk gördüğüm yerde kıpkırmızı dudaklarının yayılışına,bütün dişleriyle gülen yüzündeki bomboş bakan gözlerinin derinliğine bıraktım kendimi. Bir tarantino filmi gibiydi aslında karşılaşmamız, kan gövdeyi götürecekti. Kanın yerde yayılışı gibi ağır bir gülüşün dudaklarına yayılışını görecektim.Ve ruhum sonsuzlukla müjdelenecekti. Ensenden tutup,kendime çektim seni bukle bukle saçların yüzüme doldu.Sanki nil nehrini yüzüme sürüyordum, mercanlar,renk renk balıklar yüzümde geziniyolardı. Kahve yapıcam dedi,saçlarını şımarıklıkla savurup mutfağa gitti, üzerinde benim kazağım var kalçalarını ancak örtüyor,abartılı bir biçimde kıvırtarak yürüyor,öyle masum,öyle davetkar yüzündeki o afacan gülüşü denizlerin hiç bitmeyeceğinin kanıtı.. çocuk gibi elini tutma isteği uyandıran güçsüzlüğü benim en büyük zaafım. Şimdi Aşiyanda surdibinde uyuyor sevdiceğim. Tam karşısında kandilli tüm güzelliğiyle Ne demiş yahya kemal; kandilli yüzerken uykularda mehtâbı sürükledik sularda Denizlerin bol olsun sevgilim.Mehtabın toprağına yorgan,yakamoz düşlerin olsun. www.youtube.com/watch?v=MgnwUgROfZw | ||
|
|
||