09 Kasım 2016, Çarşamba
saat: 22:55


Şuan içime nüfuz eden hastalıklı hisse verdikleri isim;sensizliğin melankolisi,hasret.

Bugün emirganda koruda oturmuş gökyüzünü çalkalayıp mavi beyaz köpüğe çeviren ılık rüzgarlarıyla,tertemiz kasım gününe baktım. Salkım saçak kapkara,yaprakları kızarmış ağaçlar tam karşımda,gri yolda bisiklet kullanan kızı,kurusunlar diye perde çubuğuna astığım hayallerimin gölgesini ,masaya vuran güneşi görebiliyorum.

Kalkıyorum cevdetpaşa caddesinde öylece yürüyorum, insan yok,ses yok,sıcaklık yok,şarap yok.Yanımda canlanıveriyorsun. İkimiz caddelerde güçlüyüz ve birlikteyiz. Oracıkta gece oluveriyor,sonra duruyoruz başlarımızı yıldızlara çeviriyoruz. Çizgiler gökyüzünde koşuşturup avcı takılmyıldızlarını,kuyrukluyıldızları,büyükayı ve küçükayıyı çiziyor.

Soğuk rüzgar ruhumu sersemletiyor,silkelendiğimde sahilde tek başıma buluyorum kendimi.

Ağaçlar,sahildeki evler ve tanıdık yollarla başbaşa kalıyorum,şimdi nasıl üstüne çullanacaklar bak,beni nasıl boğup etrafımı kuşatacaklar diye kendi kendime konuşuyorum.

şarapnel parçası vaadeden şiirler geliyor aklıma,pürüzlü teninin hissi başka hiçbirşeye benzemiyor onu düşünüyorum.

Sanat,müzik,tiyatro ve iyi kitaplar için yanıp tutuştuğumu ama onlara sadece kışkırtıcı parçalar halinde sahip olabildiğimi hissediyorum.

Aşkı,seksi,korkuyu ve karasevdayı fısıldayan sözleri çoktan devirip üzerinden geçmiş cümlelerinin varolduğunu ve bir zamanlar senin sesinin tınısıyla kulağımda nasıl sevimli çağrışımlar yaptığını anımsıyorum.


Lodos şiddetleniyor, gözümü denizin uçsuzluğuna dikiyorum, karşımda büyükada beliriyor,kucağına yattığım agacın altındayız. faytonlar,saçlarına taktığım kır çiçekleri,bal kokulu sabahların berrak ışıklarının jaluziden içeri sızan ışıkları, ahşap odamız. Herşey gerçek olamayacak kadar güzel. Lodos suratıma gene en şatafatlısından bir okka çekiyor.İrkiliyorum. Sahilime ölü atlar,yaprakları yolunmuş,boyunları bükülmüş kır çiçekleri vuruyor.

Kalkıyorum tekrar, yürüyorum biraz daha baltalimanı,rumeli hisarı derken aşiyana geliyorum.

Tevfik Fikretin evinin oradayım,tam evin önündeki banktayım.Kırmızı rujlu dudaklarının kahve bardağında bıraktığı iz geliyor aklıma.
Saçlarını tarıyor rüzgar,gözlerini kandilliye dikmiş yeşilin tadını çıkarıyorsun.

Tam tepemde bir alakarga beliriyor, berbat sesi gene daldığım hülyadan uyandırıyor beni.
Yokuş aşağı bırakıyorum kendimi,mezarlığa giriyorum.
Başucunda gene dudağımda aynı sözler, aynı sitemler.
Durmaksızın yazacağıma, aşkla yaşayacağıma ve dünyanın bütün açık gözeneklerinden içeri sızmaya yemin ediyorum.

Sonra bu şarkıyı buluyorum, biraz üzüyor.

www.youtube.com/watch?v=QZ8UctaDbKE

istanbul
hosting