24 Kasım 2016, Perşembe
saat: 19:15


Yine, uyuma saatlerimi erteliyorum. Nasıl uyunacağını unutmuşum gibi. Kafamı kurcalayan hiç bir şey yok. Üzüldüğüm, sevindiğim, medet umduğum, umduğum... Rahat ederim dedim, böyle yaptım kendimi. Rahat değilim, rahatsız da. Boş da vermedim, takmıyorum da. Napıyorum, nasıl geçiyor bu zaman sormak lazım birilerine. Dakikaların geçtiği gibi geçiyor günler. Geçsin, gitsin, yaşlanmaktan mı korkuyorum sanki. İçimden gelen bir huzursuzluk bulutsusu var elbet. Sihirli bir kutu edinip, hapsetmeli onu. Yaramazlık yapan huzursuzluk bulutsusu. Bulutsuluk özlemi.

Ne okuyorum, ne yazıyorum. Bazen izliyorum, çoğu zaman duruyorum. Şikayet edecek bir şeyim olmadığı için yazmıyorum, anlayamadığım için okumuyorum, kolay geldiği için izliyorum. En nötürü durmak olduğu için duruyorum. Neler neelr yapmıyorken, çok az şey yapıyorum. Sıkıcılaşıyorum, sevimsizleşiyorum, gülmüyorum, gülümsemiyorum, somurtmuyorum. Duruyorum. Sakin, sessiz, bilmeden, söylemeden, rahatsız etmeden. Süs gibi, tam olarak bir tütsü gibi. Yaptıklarımın hepsini düşünmeden yapıyorum. Artık iki ayağımızın üstünde durabildiğimize şaşırmıyorum. Eskiden şaşırarak geçirdiğim zamanları, şimdi durarak dolduruyorum. Tekrarlıyorum, tekrarlıyorum, daha çok sıkıcılaşıyorum. Böylece zarar görmüyorum. Yani.. Kendime zarar vermiyorum. Müziğe bile eşlik etmiyorum. Kendi sesimi duymak istemediğimi öğrenmişim.

www.youtube.com/watch?v=j-rCruZJmjU

istanbul
hosting