|
29 Kasım 2016, Salı
saat: 11:31
Son zamanlarda yakın çevremdeki kişilerin hızlı değişimini ve çığrığından çıkan fırsatçı yaklaşımlarını görmek biraz sinirlerimi germiş durumda. Kişileri değiştirmek üzerine yapabileceğim fazla bir şey yok çünkü bu mümkün değil. İnsanın iyi yönde beklentide bulunduğu karakterler an geldiğinde gerçek yüzlerini gösterebiliyor. Yada biz görmeye başlıyoruz.Aslında mesele tam olarak burada başlıyor. yani beklenti... Günlük yaşamda sıklıkla karşılaştığımız yada sosyal ortamlarda hayatımıza dahil ettiğimiz arkadaşların da doğal olarak bizden beklentileri olacaktır. Bu benzetmeyi yapmak belki tuhaf olacak ama lise sıralarındayken biyoloji dersinde simbiyotik yaşam tarzı diye bir konu geçmişti. Karşılıklı fayda üzerine kurulu yaşam bunun diğer adı. Türler birbirine farklı şekilde fayda sağlayabiliyor. Yada fayda sağlayan türlerden yalnız biri oluyor. Konunun bizle ilgili kısmı ise farklı bir türe mensup olmamamız ve karşılıklı fayda sağlama halinde olamayışımız. Yani hepimiz insanız daha doğrusu insana benziyoruz =) peki ilişkilerin zirve yapabilmesi adına faydanın daha da artırılması mı gerekir yoksa buna gerek yok mudur… Maksatlı düşünmek haricinde karşıklıklı yapılan iyilikleri kastediyorsak faydadan neyi kastettiğimi anlayabilirsiniz. 36 sene boyunca edindiğim izlenimler yaşam şeklimizin ve tercihlerimizin bunda etkili olduğunu göstermekte. Öğrencilik dönemi, askerlik, evlilik , iş yaşamı süreçlerinde genelde çıkar söz konusudur. Sonuçta insan denen yaratık homoeconomicus varsayımına uygun rasyonel tercihlerde bulunmaktadır. Evlilik dahi fayda mekanizmasına dahil edilebilir. Benim gibi şanslı bir adamsanız en azından bu müessesede yırtmışsınız demektir. Sizi siz olduğunuz için seçen bir eş gibisi de yoktur hani. Bu konuya takılmamın en büyük nedeni de son 2-3 aydır özellikle iş yaşamında aynı ofisi paylaştığım insan görünümlü parazitlerin kendilerini düşürdüğü durumla alakalı. Peki bu odadan çıksam dışarıda milyonlarcası yok mu diye soracaksın kendine. Bunun cevabı da “evet var” olacak. O halde geriye tek bir seçenek kalıyor, ya bu insanlarla bir şekilde yaşamayı öğreneceksin (onlara benzemeden ki kolay değil) yada hazırlıklarını yapıp uzayacaksın kendi hayallerine. Bu hayaller parasız gerçekleştirilebilir mi diye muhakeme ettiğimde de mümkün olmadığını görüyorum. Ülkeyi terketmek çözüm müdür diye çok kafa patlattım. Yeni Zelanda ile ilgili bir mesaj da geldi dün. Gayet de cazip şartlar lakin ben bu ülkeyi seviyorum =) karamsarlığa kapıldığım anlar da sahip olduğum değerleri hatırlamamla son buluyor. İş yerinin bahçesine indim günceme ara verdiğimde. Fena soğuk. Uzun zamandır kurumun maskotu haline gelen yavruağzı renkli kedi dibime sokuldu. Belli ki çok üşümüş. Günlerdir aklımdan da geçirmiyor değilim “eve götürsem mi bu güzelliği” diye =) ama o bina yığınında ve yalnızlıkta bırakamam kendisini. 200 metre ilerideki pet shoptan küçük bi kedi kulübesi aldım. İçine keçe tarzı bir şeyler koyup sıcak kalmasını sağlayabilirim. Güvenlikçi kardeşlerin de kollamasıyla bir can daha kurtarabiliriz umarım. Yarım saat önce yazdıklarıma bakıyorum da “şanslısın be oğlum şikayet etme diyorum” şimdi de =) öğleden sonra bankadan bir miktar dolar alsam fena olmayacak. Ocak tatiline kadar 4tl’yi bulmasından korkuyorum. 1000 euro para getireni de reisle tanıştırıyorlarmış hem, bakarsın bize de nasip olur (!) Duygular sürekli değişmekte. Yeter ki D. değişmesin diyerek yemeğe iniyorum kedi kulübemi de yanıma alıyorum =) | ||
|
|
||