|
05 Aralık 2016, Pazartesi
saat: 14:23
marcosta bulduğum ama tarif edemediğim bir şey var. howls moving castle ı izlerken bir kez daha fark ettim. adam howl gibi. sophie ye duyduğu o garip anlamsız sevgi var ya, bu da bana onu duyuyor. ama onda da bağlanmaktan kaçma gibi bir durum var. hele şimdi gidicek ya, daha da baskın geldi. her şey harikayken bi anda bana dalıp gittiğinde, gitmem lazım diyerek kaçıyor kapılacağını hissedince uzaklaşıyor sonra özlüyor geri geliyor falan. değişik bazen ruhumu okuyor gibi hissediyorum sanki beni o kadar iyi tanıyor ki. bi de ayrılamayışlarımız var mesela. hadi görüşürüz deyip sarılıyoruz öyle kalıyoruz sonra bir daha konuşmaya başlıyor ağzını açıyor bi şey diyecek bakıyoruz böyle bir birimize bi daha ağzını açıyor ne diyorum ha yo yok bi şey diyor o an neyse hadi demezse daha konuşmaya devam ediyoruz falan yazık yani aslında. birbirimize ne kadar çok benziyorsak bir o kadar da benzemiyoruz yalnız bir o kadar da zıttız değişik "this is a midnight blues for the girl I left behind" dinler durur artık 1 sene sonra www.youtube.com/watch?v=0Sl8JH2jq0g hayat ne acayip ne tatlı ve acı süprizlere gebe saat: 14:24 şey gibi ya, hani o izlediğimiz filmler var ya, onun gerçeği gibi bu kez masal gibi. bitince herkes ağlar fln neden diye sorgular ya sonra film deriz bu kez hayat deyip geçicez sanırım 10 sene sonra bi kongrede karşılaşıp birbirimize muzipçe gülümseyeceğiz bence yanımızda başkaları ile. abv ne saçma ya :) | ||
|
|
||