|
10 Aralık 2016, Cumartesi
saat: 06:25
sene 2016. ve ülkemde 100 sene önce ne oldu ise tam olarak benzeri şeyler süregeliyor. elbette tankla tüfekle değil, 100 sene sonrasında ama farklı alanlarda farklı şekillerde, yılan gibi soka soka zehirleye zehirleye yavaş yavaş irin gibi, tüm ülke körleştirilerek gerçekleştiriliyor bunlar. Aynı basiretsiz yöneticiler, aynı aslan kükremeleri, ve aynı “padişahçı” halk. 600 sene uyumuş unutulmuş bir halkı 10 senede uyandıran bir yöneticiden, o halki din söylemleri ile 2 senede uyutup tiranlığını ilan eden yöneticilerle kalmış bir ülke. Elbette ki, elimize silah alıp, içimizdeki mandacılara, içimizdeki sömürgecilere, emperyalist uşaklarına karşı dağa çıkılacak zamanlarda yaşamıyoruz. üstelik bunu yaptığınızda da bir haklılığınız olmayacağının çok da iyi farkındasınızdır. bundan 100 sene önce, yunan denirdi tecavüz etti kadınlarımıza. şimdi kendi insanımız dediğimiz insanlar kadına çocuğa hayvana tecavüz ediyor da, kanun onları koruyor. şimdi yolda gördüğü kadına adama aynı düşünmüyor diye tekme tokat giriyor da ceza bile almıyor. eskiden “ onlar “ yapardı bunları, şimdi “biz” yapıyoruz birbirimize. üstelik eskiden “vatanı işgale gelenler” yapardı, şimdi biz kendi vatanımızda “biz” tarafından vuruluyoruz. alenen bir savaş değil bu. bu çok daha ağırı. elinde silah olan adamı bilirsin, ve sana silahını doğrultuuğunda vurursun şimdi elinde silah olanlar yok. şimdi kalbi irin ruhu iltihap beyni örümcek dolu insanlar var. göremiyorsun dahi. cehaletle savaş, güç cahilin elindeyken bir ülkenin yaşayabileceği en zor savaştır. adanmışlık ister, kendini hiçe saymak ister. bu sefer ki savaşta tek bir kumandan yoktur. bu sefer ki savaşta her insan kendi kumandanı olmak zorunda. aynı hedef için aynı çabayla birbirinden habersiz çalışan çabalayan insanların omzunda yükselecektir eski Türkiye. ama zor olan, birbirinden habersiz kişisel çabalarla yürümesi gereken bu savaşta demoralize olduğunuzda, size omuz verecek sizden başkası da yoktur. ne kadar bilirseniz bilin ki, şu kişi de sizden, o bilgi size moral olmaz. yetmez. çünkü insanlar değişkendir. ve çıkarlar gözleri kör edebilir. ve insan bir kez gözünü gerçeğe kapadığında, buna çabuk alışır. o yüzden kimseye de güvenemezsiniz. tek omuzunuz kendinizdir. umabilirsiniz ancak sizinle aynı idea uğruna sizin gibi adanmışlıkla savaşan insanlar olabileceğini.. ve umut, sizi ayakta tutabilen bir duygu olduğu kadar, sizi uyutabilecek bir enfiyedir de aynı zamanda. tehlikeli olabilir. bir yerden sonra umut dediğiniz şey aptal bir inanca oradan da rüyaya dönebilir. ve rüyada yaşamaya başladığınızda gerçekliğe gözleriniz kapanır. o yüzden uyanık olmak umuda da çok bel bağlamamak zorundasınız. savaşta düşmanın şurdan gelmemesini umut edebilirsiniz ama tedbirinizi almak zorundasınızdır. umudunuz güçlenip de inanca dönüştüğünde o tedbiri bırakırsınız ve düşman oradan geldiğinde kaybedersiniz. uyanık olmak zorundasınız soruyorlar, diyorlar gezsene oralarda, eğlensene, 32 yaşına bir daha mı geleceksin, japonyadasın.. uyusana, uyumuyorsun. insan keyfe çabuk alışır zehir gibidir. 3 gün çok uyursanız 4. gün daha çok uyumak istersiniz. 3 gün gezerseniz, tadını aldığında 5. de olsun istersiniz. insanın istekleri bedenini ele kolay geçirir. ben de isterim inanın, cumartesi saat 11 de uyanıp yataktan 4 e kadar çıkmamayı, her gece 10 da uyuyup her sabah 8 de kalkmayı, gidip yalnızca yapmam gerekeni yapıp sonraki zamanımda keyif çatmayı. kitap okumayı, düzinelerce film izlemeyi, resim yapmayı. makinemi alıp her canım istediğinde dağlara gitmeyi, şurda şu aktivite varmış diyerek ordan oraya koşmayı.. ama yapamam. yapmamamız lazım. çalıştıktan sonra siz ne yaparsınız bilmem ama sadece çalışmak çok çok çalışmak yetmez. kalan vakitte eğlenmek yerine, okumak araştırmak neler yapılabileceğini görmek ülke insanını anlamak gerek. bu benim, bana özgür olmayı sunmuş bu özgürlük adına toprağa kanını akıtmış insanlara borcumdur. bu benim kendi özel hayatını hiçe sayarak kendini bir ülkeye adamış Mustafa Kemal’e verdiğim sözümdür. bu benim savaşımdır. | ||
|
|
||