18 Aralık 2016, Pazar
saat: 08:27


türkiyeden yaklaşık 7000km uzakta, sibiryanın bile doğusunda kalan gazimurskiy zavod köyünden merhaba. yine yazmayalı epey olmuş, anlatacak bir sürü konu birikmiş. bugün sadece buradaki tecrübem hakkında.

öncelikle çalıştığım bölgeden bahsedeyim. en yakın şehre 6 saat uzaklıkta, en yakın yerleşim yerinin 15-20 km berisindeyiz. bize en yakın köy 3000 nüfuslu, çoğunluğunu slavların oluşturduğu bir rus köyü. köyde hatırı sayılır sayıda ermeni de var. ermeniler köydeki birkaç bakkalı işletiyorlar ve ticarette söz sahibiler. hava sıcaklığı kışın ortalama -45 civarında oluyor, şu an -25 derece. Çalıştığım projeden köye sadece pazar günleri inebiliyoruz ve bize verilen iki saat içinde haftalık alışverişimizi yapıyoruz. köydeki iki markette hemen herşey mevcut. türkiye şartlarında çağdaş market, küçük migros ebatlarından biraz daha küçükçe, bakkaldan büyük iki marketimiz var... meyveler fena değil, özellikle muz ve kiviler gayet iyi. hatta kivi için rusyada yediğim en lezzetli kivi diyebilirim. sanırım çinden getiriyorlarmış. yine markette moskovada bulamadığım, yada zor bulduğum ürünleri bile bulabiliyorum. bu şartlar altında gayet sevindirici bir durum bu. sadece günlük süt üretmiyorlar, hepsi pastörize. pastörize süt yoğurt mayalarken maalesef güzel olmuyor. yağ oranını arttırmak için rusların slivki (сливки) dediği kremamsı süt ürününden katıyorum. köyde aslında inek var. doğal süt almak için köyden birkaç kişiye ulaşmaya çalıştım ama nafile, sonuç vermedi. inek demişken, burada -30 derecede köy sokaklarında inekler dolaşıyor. yine sokak köpekleri de -30,-40 larda dışarıda. hatta yabani at sürüsü bile gördüm. bütün hayvanlar buranın iklimine ayak uydurmuş. hayvan demişken zehirli kenelerden de bahsedeyim. buradaki garip orman dokusunun içinde, yılda iki mevsim ortaya çıkan bir kene türü var. insanı ısırdığında dikkatsizce deriden alınırsa felç yapabiliyormuş. neyseki biz aşı vurulduk ve şimdilik fgüvendeyiz. köyde küçük bir de kafe var. aslında bar-cade demek daha doğru olr. hatta bu köy için bar-cafe-restoran bile diyebilirim :) başka bir sosyal etkinlik yeri yok. bu bara iki cuma akşamı geldim. sonuncusu iki gün önceydi. rus arkadaşlarımızdan birinin doğum gününü kutlamak ve yılbaşından önce değişiklik olsun diye bütün departman köye geldik. daha sonra proje müdürümüz de bize katıldı. barda sınırlı yemek çeşidi olsa da hepsi lezzetliydi. özellikle mantarla hazırladıkları salata çok başarılı olmuş. içki seçeneği çok az olsa da efes bulmak mümkün. gerçi ben efes çok sevmem ama leffe satmıyorlar maalesef (komik ama markette leffe de var :)). kırmızı şarap fena değil. ben bira da şarapta içtim o gece. kafalar güzel oldukça espriler patladı, güzel bir gece oldu. bu gibi projelerde çalışanlar için bu gibi sosyal etkinlikler çok önemli. inanması güç ama bara kızlar da geliyor. bu küçük rus köyünün güzel kızları. abla ve teyzeleri saymazsam garsonlar dahil 7 adet gideri olan kız vardı o gece. hatta 4 ü baya iyidi. moskva veya peterde bile sırıtmazlar. mini etekli, uzun boylu, ince bilekli gayet hoş kızlardı. geçen sene firmamızda çalışan birkaç azeri arkadaş köyde kavgaya karıştıkları için efendi gibi oturduk, ablaları rahatsız etmedik. zaten türkleri burda da çok sevmiyorlar. her neyse kızlara bakıp, bi iç geçirip muhabbete devam ettik. ve geceyi sonlandırdık. dönüş yolunda da espriler devam etti. yaklaşık on kişi olduğumuz için servisle (minibüs) döndük. işin özeti şu sınırlı imkanlarda güzel bir değişiklik oldu.

gelelim çalıştığım projeye. rusyadali ikinci en büyük firmaya maden projesi yapıyoruz. çalıştığım bölge sürgün yeri olduğu için (şaka değil bölgede 7 adet rus hapisanesi var. mahkumların bir kısmı buraya sürgüne geliyormuş. eskiden bu oran daha yüksekmiş. mahkumları madenlerde çalıştırıyorlarmış) gelen personel pek kalifiye diyemem. projenin en kalifiye departmanı biziz. ekipteki arkadaşlar ve şefim iyi insanlar. aralarında oç yok. bir önceki projede çok sıkıntı yaşamıştım. g.t yalayanlardan kına gelmişti. neyse bu projenin farklı zorlukları var. iş dışında kaldığımız yerden bahsetmek istiyorum. burada işçi kampında kalıyoruz. bildiğimiz konteynerler dan oluşmuş bir bölge. staff kısmının, yani mühendis ve teknikerlerin bölgesi ayrı (beyaz yaka vuuu:)). mühendislere 1,5 konteyner, yatak, mini buz dolabı, dolap, masa, tv ve wc banyo veriyorlar. ısınma ile ilgili sıkıntımız yok. yemekler gayet iyi. hatta şu ana kadar yediğim en lezzetli yemekler bu şantiyede diyebilirim. her cumartesi şaşlık, yani mangal var. şirket cumartesileri akşam yemeğinde veriyor şaşlığı. pazar günleri de biz şaşlık yapıyoruz. aslında bu durum gülünecek bir hal, biliyorum. insan mangal yedi diye bu kadar sevinir mi, bu mu mutluluk diye düşünebilir. ancak bu şartlar altında ve türk inşaat sektöründe lezzetli yemek gerçekten bir mutluluk kaynağı, bir lüks :) onun dışında yoğurt yapmaya devam. daha lezzeti tam tutturamadım. yoğurt biraz daha ekşisin diye bekliyorum. yoğurt dışında fındık da kavurmaya başladık. köyde, sanırım yine çinden gelen fındık satıyorlar. fiyat rusyanın çok altında olmasına rağmen kavrulduğunda gayet lezzetli oluyor. rusyada yediğim en iyi kuruyemiş diyebilirim (tabii ki annemle hazırladığımın yerini tutmaz:)). bu arada french-press ve filtre kahvemiz, türkiyede bulamadığım çeşitli meyve çayları da var. ofiste her sabah kendime kaşa (yulaf ezmesi) yaptırıyorum. muz ve balla çok lezzeti oluyor. bir ara greçka (kara buğday) da hazırlıyorduk. sıcak suda bekletince yarım saatte kendi kendine demleniyor. biraz tuz, tereyağı ve acuka (bir tür sos) ile gayet lezzetli oluyor. ofiste bu tür imkanlara sahip olmak güzel tabi. spora ara vermeseydim tabii ki daha iyi olurdu ama bu aralar PMP sınavına hazırlanıyorum. ayrıca atlamadan söyleyeyim burada gayet mütevazi bir spor salonumuz da var. yeteri kadar dambıl ve bench press olduğu için bütün temel hareketleri yapabiliyoruz. Konuyu dağıtmadan devam ediyorum. Buradaki yaşantıda en büyük sorun sosyal hayat. Özellikle ne ofiste ne de dışarda (başka bir yer yok zaten) yazabileceğim kız yok. Kısacası kız yok. Çaycı ve temizlikçilerin hepsi özbek, sng kökenli. haliyele pek güzel yok. ofiste hiç rus yok, hepsi 6 saat uzaklıktaki merkezde çalışıyor. kız arkadaşım dubnada. özetle bir başıma kaldım. kötü bile diyeceğim bir cinsel hayatım yok. bu durum en can bozucu kısım. allahtan canım burda çok azmadım da idare edebiliyorum. uma akşamı barda kızları görene kadar iyiydim. bütün arkadaşlar, tabi ben de masturbasyon yapıyoruz. anlatması bile iğrenç bir durum ama yapacak birşey yok. bazen insanın aklına bunca zahmete değer mi diye sorular geliyor, sonra hemen maaşımı ve türkiyedeki durumu düşünüyorum. buradaki maaşım tr ortalamasının 2,5 katı kadar. giderim ise nerdeyse sıfır. cebimde kalan para TR ye göre 5-6 kat fazla oluyor. göçmenlik veya bir sonraki proje yeri için sabrediyorum. 2017 de herşey netlik kazanacaktır.

gelelim neden bugün buraya yazmak istedim. öncelikle buradaki hayat gerçekten sınırlı, insanı kafa dağıtacak şeyler arıyor. güncem bunlardan biri. belki daha sonra yazmaya devam ederim. ama neden bugün diye sorduğumda cevap biraz farklı. dün ofisteki bir abimiz ile konuşurken laf lafı açtı. M. abi ile mutluluk üzerine konuşmaya başladık. derken konuşma arasında şöyle bir cümle etti kendisi. "Hayatta mutluluk değil, mutsuzluğun derecesi var. Biz aslında daha büyük mutsuzluklardan kaçıyoruz ve daha az mutsuz olmayı mutluluk sayıyoruz, bunu kabul ediyoruz." Bu bakış açısı çok hoşuma gitti. Dahan önce böyle düşünmemiştim. Ha neden hoşuma gitti bu bakış açısı, çünkü farklı. Hayatta bu şekilde yaşayan sayısız insan vardır,eminim. Ben onlardan biri değilim olmasam da. M. abinin farklı düşünmesi hoşuma gitse de bakış açısına katılmıyorum. Yaşadığım şartlarda dahi mutlu olmayı başarabiliyorsam (ki şartları benden çok daha kötü olanlar var) bence hayata bakış açısının bir sorgulanabilir. Ben mutluluğun hala bir tercih olduğunu düşünüyorum. M. abi buna zırva diyor. Ben ise insan, hayattan ne istediğini seçerken tutarlı olabilirse daha mutlu olabileceğini düşünüyorum. Sahip olduğumuz beklentiler bize mi ait bir baksak yeterli. Gerisini çözebiliriz zaten...

Son söz olarak türk inşaat sektörünü lanetlemeyi düşündüm önce, sonra vazgeçtim. sömürüldüğümüzü, üzerimizden para kazanıldığı biliyorum, çok kötü şartlarda çalıştığımızı da biliyorum. hatta sadece ,inşaat sektörü değil ülkemdeki çoğu sektörün benzer durumda olduğunu da biliyorum. fakat bu gerçeği öfke ile dile getirmek, her şeyi kötülemek bir şey değiştirmiyor. sadece, bana göre hep tekrarlanan bir hatayı yinelemek istemiyorum. ülkedeki her yanlışı gördüğümüzde kendimizi isveç ile kıyaslamayı ne zaman bırakacağız bilmiyorum. avrupada 80 km hattında 3 farklı ülkenin başkenti yan yana duruyor. birbirinden farklı diller konuşuluyor, kültür ve tarih cümbüşü yaşanıyor. bizde ise 80 km hattında kırıkkale-çorum-yozgat yanyana duruyor. kendimizi kıyasladığımız ülkelerden biraz farklıyız sanki... dünya medeniyetinin çıktığı bu topraklarda yaşamış biri olarak bu kıyaslama kesinlikle eleştirel veya sitemkar bir tavır da değil aslında. çünkü maalesef geçmişte yaşamıyoruz ve günümüzün gerçeği bu. ben kendi adıma artık veryansın etmekten, şikayetten bıktım. mutlu olmaya çabalamak benim için daha anlamlı. kısa zaman içinde ülkemin isveç olmasını da beklemiyorum... umarım yakında herşey daha güzel olur...

istanbul
hosting