|
15 Ocak 2017, Pazar
saat: 22:57
bize yine kültürsanat düşüyor. ülkecek adım adım bir yerlere doğru gidiyoruz. uzun zamandır görmezden geldiğim bir yer. onbeştemmuz günü o evde altyazıları okuyamıyordum,gözümün bozulduğunu dehşetle ilk orada kavradım. pale blue dot. satürnden bakınca ne kadar boş bütün bunlar. oysa içinde yaşayınca ne kadar büyük ve insanı etkileyen bir şey. böyle bir ortamda sadece müziklere yöneliyorum, başka bir şey yapamıyorum. fakat geçen gün 'ya bir gün caz dinleyemeyecek olursam?' gibi saçma, saçma olduğu denli dehşet verici bir soru gelip geçti kafamdan. persepolis'te marjane satrapi'nin o iron maiden'ları gizli gizli dinleme sahneleri... ilk o an kendi alanıma girilmiş gibi hissettim sanırım. o an dank etti. lan? neler oluyor, bütün bunların anlamı ne, teker teker gelin olm. yine mi mizah? pekala devam.. bütün bunlar 80dönemine götürdü beni.o dönemde insanlar nasıl başettiler bu durumla? başedebildiler mi? 80öncesi ve sonrası? 80i yaşayan o zamanki gençler,şimdinin anababaları hayata karşı biraz daha güven problemli ve kendi çocuklarına karşı biraz daha müdahaleci olmadılar mı? travmaların kuşaktan kuşağa aktarılışı. bir döngü. oysa mütasyon ve doğal seleksiyon falan diyor carl sagan. milyon milyon yıllar geçiyor. bir canlı hayata tutunuyor, o hayata uygun geliştirdiği en uyumlu uzuvlarıyla. bütün bunlar nereye varıyor? zorunlu terkediş? peki ya burada kalanlar? 80lerde türkiyede psikolog olmayı seçmiş biri, ne kadar değerli bir şey yapıyor. sezen aksu yaşanmamış gençliğe ağıt yakıyor. sene bindokuzyüzseksendört. sen ağlama. kayhan kalhor iran'dan göçüp gidiyor devrimden dolayı. çünkü ona da devrim deniliyor. oysa 70lerde şiraz'da, şirazsanatfestivali yapılıyor, dönemin en avangard sanatçılarının geldiği bir festival. 1975'te tomrisuyar şöyle diyor:"kişiyi dolmuşa atlarken, dolaşırken, hatta uyurken bile tetikte tutan bu bilenme günlerinde bezginliğimizi, sabrımızı, her şeye karşın yitirmediğimiz umudumuzu nasıl anlatmak." bu bilenme günlerinde. bu bezginliğimiz. bu sabrımız? umut? pek emin değilim. sanatın iyileştirici gücüne her zaman inandım. en kötünün en kötüsü durumda, hiçbir şey yapmasam yazarak kendimi dışavurabileceğim gerçeği, hep güvenli bir liman. mesele biraz yazmak istememek, dışavurmak istememek, enerjinin düşüşü...bundan korkuyorum. can sıkıcı, bunaltıcı günler.pek iyi değil keyifler. | ||
|
|
||