|
18 Ocak 2017, Çarşamba
saat: 21:10
Aslında tam instagramlık günceydi, hala bir fotoğraflı paylaşımlı telefonum yok 19. yüzyılda. 21. miydi? Bugün sabah 5'te kalktım. Evimin tam önünde tramvay durakları var. Camdan aşağı baktığımda güzel bir açıyla her şeyi görüyorum. Görmek benim için bir varsayım meselesi tabii. 5'te hava -12 dereceydi, tuzum kuru olduğu için işçi sınıfı Praglıları izledim. İşe gitmek için bekliyorlar. Çoğu tekli tekli. En son evden çıkmadan kendilerini giyindikleri şeylerin altına sokuşturmuşlar gibi. Bir İngiliz gibi kahvaltıda fasülye yedim. Sürekli uyuyorum ve bere örüyorum. Sorsan tam Prag'da değilim gibi. Ya da tam Pragdayım. Sonra aniden, tipik Prag gibi, aşağa gelsene diye bağıran güneş geldi. Sevgilim Letna beni çağırıyordu. Tramvayla Vltava'yı geçtim, büyük stadyuma bakan kapısında indim. Güneş, mevsimler ayrılığını hiçe sayarak ışıldıyordu. Ama karlar hiç erimemişti. Letnam, büyük, ağırbaşlı bir uyku içindeydi. Üstünü örtmek istedim onun ama yerler o kadar kaygandı ki hep hacı yatmaz gibi ayağa kalktım. Küçük bir film grubu film çekiyordu. Eski tip VHS bir kamerayla. Gözlerim acıyordu. Letnacığımla biraz dertleştik, tam ordan bana söylediklerini dinliyordum ki, aha, çift, göz süze süze...Elinde büyük bir Canon. Bir resmimizi çeker misiniz şöyle şurayı arkaya alıp... Ya ben foto çekmek istesem burda çekerim değil mi. My eyes are very bad. dedim. Sonra güneş gözlüğümün önüne elimle bir waving işareti yapıp, bak bunu bile görmüyorum diye anlatmaya başladım. İnanılır olsun diye gözlerimi kapadım. Yani burda ikinizin de fotoğrafı olmayıversin. Zaten ıphone ile çekmiş yanındaki, o kadar da yüksek çözünürlükte olmasın suratlarınız. Of. Aşağı inmeden ulan çıkayım mı diye katedrale baktım. Her seferinde kapalıydı. Seni burdan seveceğim Hradcany bölgesi, dedim. Sonra biraz yürüdüm. Eve geldim. Çalıştım gibi bir şeyler oldu. Durmadan youtubedan meditasyon açıp bi on dakika sonra onun açık olduğunu unutup hurriyet.com.tr'ye bakıyorum. Bu kafayla ben avrupa birliğine giremem. | ||
|
|
||