|
04 Şubat 2017, Cumartesi
saat: 20:54
İnsanlar, aslında herkesin kolaylıkla söyleme potansiyelinde olduğu bir grup sözcüğü, kendilerinden başkası söyleyince pek yargılıyorlar; "umarım mutsuz olursun". bir ilişkimiz parçalandığında içten içe bunu söylüyoruz. ve bu aslında kötü bir şey değil. bu kötü niyet göstergesi değil. bu doğal bir tepki olduğu kadar, aynı zamanda kendi doğruluğunu kanıtlama çabası bir taraftanda. bir hocamla çalışırken, haksızlığa uğradığımı düşünüyordum.yollarımızı ayırdığımızda, herşeyin kendisi için kötü gitmesini istemiştim. fakat aradan zaman geçtiğinde adama karşı negatif bir duygum da yoktu. yine de kendisi için işlerin kötü gitmesi beni mutlu etmişti. iki sebepten; 1- bunun adil olduğunu düşünüyordum. 2- bu durum benim doğruluğumu kanıtlıyordu. aslında,en azından iyi olan insanlar için, bu doğruluğun kanıtlanması meselesi hiç de azımsanmayacak kadar önemli. çünkü ilişki yumağının ortasında, yanlış yargılamalarla tokat üstüne tokat yiyip, sonunda kendini suçluyor insan. mutsuz oluyor, umutsuz kalıyor. ben de defalarca bunu yaşadım. bazen yanlış yargılandığımı düşünürken hata bende idi.fakat çoğunda değildi.ve belli bir olgunluk seviyesine ulaşana kadar, doğru olup olmadığımı anlamam bu göreceli mutluluk ilişkisi ile mümkün oldu. o ayrılık yaşandıktan bir süre geçtikten sonra, iki taraftan yolunu, davranışını değiştiren olmamasına rağmen ben mutsuz karşımdaki mutlu ise, hatalı olduğumu anladım. ya da tam tersi. diğer insanların mutsuzluğu/başarısızlığı ya da mutluluğu/başarısı ile benim hayatım arasında oluşan kontrastın, doğruluğumu ya da yanlışlığımı anlamam konusundaki önemi, büyüdükçe azaldı ve artık sadece bir onay aygıtı haline geldi. ve aslında bugün geldiğim noktada, kendime tutunmayı becerdiğim bütün tacizlere rağmen olduğum kişiyi değiştirmediğim, değiştirmemeyi becerdiğim için çok mutluyum. bir söz var, "sonunda gemiyi limana ulaştırıp ulaştırmadığına bakacaklar, ne fırtınalarla mücadele ettiğine değil" diye. bu sözle düz mantık kullanılarak üretilen bir başka söz daha var "niyetinin iyi olması, verdiğin üzüntüyü değiştirmiyor" diye. yani diyorlar ki, "hayallerle karın doymuyor". Tüm hayatım boyunca bu zihniyetin karşısında durdum ve boyun eğmemek için çok bedeller ödedim. nitekim, sonunda anladım ki, niyet her şeydir. iyi niyet olumlu yöndeki değişimin tetikleyicisidir. Ve çeşitli şartlarda çeşitli tepkiler verebiliyor insan, fakat o niyet var ya, işte o niyet kendine tutunmanın yoludur. o niyet senin olduğun kişidir zaten. resmen tecrübe ediyorum ki, mutlu sonlar, sürekli bir huzurluluk hali, uzun süre güler yüzlü kalabilecek kadar iyi hissetmek gibi şeyler, fantazi falan değilmiş. sen doğru isen, ve doğru insanları seçersen etrafına, doğrularda ısrar edersen, doğrularını akıntıya kaptırmaz isen, ve en önemlisi neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilecek kadar kültürlü ve özgüvenli isen, hayat harika olabiliyor. uzak bir hayal değil. o şarkılarda şişirile şişirile anlatılan aşırı tutkular, dengesizlikler falan, ne bileyim. şarkı da enikonu bir hikaye.şişirile şişirile gözümüze sokulan herşeyden ama herşeyden kaçınmanın yararlı olduğuna inanıyorum. o inanılmaz heykel gibi güzellikler, o aşırı tutkulu aşklar, o başarı hırsları, aşırı mutsuzluklar, aşırı bağımlılıklar... içiçe geçiyor, içiçe geçtikçe saçmalaşıyor. kimse kusura bakmasın, öfke saçma bir ruh hali yansımasıdır. öfke denilen şeyi tetikleyen durum, arka planda yanlış bir şeyler olduğunun göstergesidir. hayır hayatının arkaplanında değil, senin arka planında, beyninin içinde. çok sevdiğim bir laf vardır. "bırak bokunda boğulsun." işte artık bir insanın mutsuzluğunu istiyorsam, bunun hırstan, içimde patlayan şeylerden falan olmaktan çıkıp, adaletin verdiği keyiften hoşlanmaktan, bir de ne bileyim, film izler gibi bir keyiften dolayı olduğu olgunluk dönemine geldim. çünkü, adalet bence şunu gerektirir ki, kötü bir insan boğulmalıdır. kötü insan kötüdür, çünkü aptaldır. aptallar ise, boğulurlar, hayatta falan kalamazlar. işte kötü bir insan, eninde sonunda boğulacaktır. uzaktan bir kaç el kol hareketini görünce ve bir kaç imdat çağrısını duyunca ise, "hım bir kötü daha boğuluyor" deme hali bambaşka. isteyen zalim desin. ben doğru olmanın dayanılmaz hafifliği diyorum. işte türkiyedeki referandum, ya da olası sonuçları da beni bu yüzden hiç mi hiç korkutmuyor. endişelenmiyorum bile. keyifle izliyorum. çünkü kötüler, aptal oldukları için kötü olmayı seçmişlerdir. ve çırpındıkça öfke kusan, kötülüklerini kusan bu insanlar da, gittikçe boğuluyorlar. göreceksiniz, doğal bir seleksiyon sonucunda, onlar da boğulacak. ama bu bataklık kurur mu,onu bilemiyorum. yine de, bildiğim bir şey var, o bataklıklar, açık hava hapishanesi gibi görünse de, kurtulamayacakmış gibi hissetse de insan, o bataklıklardan kaçış var. biliyorum, çünkü düşe kalka, ben becerdim kaçmayı. | ||
|
|
||