|
12 Şubat 2017, Pazar
saat: 22:53
Hayatım şu sıralar tesadüflerin ışık tuttuğu bir tünelde geçiyor sanki. Tesadüften ziyade dejavularda diyebiliriz, beni eskiye götürebilen sesler. Bazı insanlar bazı mekanlarda sadece o anı yaşamak için bulunurlar bazen. Planlanmış şeyler değildir bunlar.Mesela Yann tiersenn şarkısıyla italyanın sokaklarında dans eden filistinli kız gibi, Gezi olaylarında parka atılan biber gazlarından sığınmak için kaçtığımız divan otelinin içinde protestocunun ağzını kapattığı bandanasıyla oturmuş piyano başında mother journey'i çaldığı o an, yeteneğin isyanı. Kaosun ortasında kapıların,pencerelerin açık yerlerinden içeri sızan dumanların arasında olduğumuz yere çakılıp onu nefes bile almadan izlediğimiz o an. Belgrad'ta ada medica'dan dönerken nikola tesla müzesine giden sokaktaki çalgıcının kemanıyla gökteki yıldızları teker teker yeryüzüne düşürdüğü o an. Şu aralar duyduğum şeyler bana bir şeyler anlatmak ister gibiler. Geçmişimin asla peşimi bırakmayacağını bildiğim gibi bende onunla avunmaktan asla vazgeçmeyecekmişim gibi hissediyorum. Tamamen kendi kabuğuma çekildim, kimseyle konuşmuyorum. Yeni bir dönem sanki bu. Kabuk değiştiriyorum, içimden nasıl bir şey çıkacak onu da kestiremiyorum aslında. Stendhal'in Parma Manastırına kapadım kendimi. Waterloo savaşını hatmediyorum. Napoleon Bonaporte'nin sürgüne gönderildiği adada zehirlenerek yavaş yavaş öldürüldüğü günlerdeyim. Panzehirimi bulacağım dokunuşları, yani bir mucizeyi bekliyorum. Şubat 20'de fazıl say'ın resitaline gidicem. Karar verdim bundan böyle her ay en az 1 etkinlik yapacam böyle konser,opera tarzı. heh bak şu şarkı tam benim modum işte. sözlerin hepsi sanki bana yazılmış. Ben yokum kabuklarımı kırana kadar kimbilir kaç yıl oldu kendimi dinlemeyeli. www.youtube.com/watch?v=MV6KW3hEui0 | ||
|
|
||