22 Mart 2017, Çarşamba
saat: 00:22


Gözlerimi açmak istemiyorum. Bu bir yılgınlık yahut tükenmişlik cümlesi değil. Aksine,bunu düşündükçe içim genişliyor, damağım bütün lezzetlere açık bir hale geliyor.
Gözlerimi açmak istemiyorum. Ölesiye yorgun düşmüş bir adamın hayata olan küskünlüğü değil bu cümle. Çünkü gözlerimi her açtığımda her nesne önümde açılıp, beni mekanın ve zamanın ötesine taşıyor. Kah dallanıp önüm sıra giden bir ormanın içinde, kah sessizce istasyon istasyon dolaşan bir ekspresin içinde buluyorum kendimi. Bir ağacın gövdesinden kurtardığım elimi, terkedilmiş bir istasyonun ikindiüstü güneşiyle parlayan bir bankının üstünde gezdiriyorum. Bütün yaşlardan azade edilmiş bir hafiflikle geçmiş-şimdi-gelecek spiralinin içinde dolaşıyorum.
Gözlerimi açmak istemiyorum. Çünkü önüm sıra açılan görüntüler silsilesi beni bir gerçeklikten koparıp başka bir gerçekliğin yumuşaklığına bırakıyor. Adımı unutup yeni adlar ediniyorum. Sesimi unutup yeni sesler kuşanıyorum. Bazen "usul usul" -yeri gelmişken; bu ikilemeyi en güzel A.Arif kullanır ya, belirteyim- bir öyküyü anlatırken buluyorum kendimi, bazen de dinlerken...
Beni bir yaşımdan ötekine; bir mekandan ötekine böyle gezdirip dolaştıran o görüntüler silsilesi elbette ki. Fakat onları bunu yapmaya muktedir kılan ve düş gücümü zamanın ötesine taşıyan yine sözcüklerin ta kendisi.
Bu sözcüklerin sahibi güzel adam Hasan Ali Toptaş'a bütün şükranlarımı zamanın bu kıyısına unutmamak dileğiyle not ediyorum.
"...
Sonra, biliyor musun, aslında zihin denen fahişe de bir hikaye anlatıcısıdır, derdi. Sonra, görünmeyeni anlatmak hüner değildir, tam tersine bir çeşit kabalıktır ve ayıptır, görünmeyeni sadece görünür kılacaksın Hasanım Ali, derdi. Sonra, akıl insanın en büyük yarasıdır, kalemi eline aldığında aman ha ondan uzak dur, fazla sokulma, derdi. Sonra, Haydar'ın nasıl büyük bir iştahla başını salladığına bakarak, hikaye anlatırken kelimeleri habire kusmayacaksın Hasanım Ali, birçoğunu yutacak ve kağıdın üzerine de yuttuğun kelimelerin boşluğunu bırakacaksın, derdi.
..."
O'nun için Türkçe'nin sınırlarını zorlayan adam diyorlar. Hayır, öyle değil. Tam aksine, Türkçe O'nun sınırları zorlamaya girişiyor ve her defasında yenik düşüyor. Düştüğü her yenilgiden büyük bir zenginlik kazanarak çıkıyor dil.
Sadece dili değil zamanı da genişletmeyi başaran büyük ustaya kaldırıyorum geceyi Alvin.
Öpüyorum Alvin, hoşçakal...

istanbul
hosting