|
24 Mart 2017, Cuma
saat: 13:20
haşlanmış harikalar diyarını bir türlü bitiremeyişim üzerine... Bazı haruki kitaplarında bu sorunu yaşıyorum sevgili dostlar. Bilmem sizde de böyle bir durum var mıdır? Karışık gözleme aldığım bir gün Bakırköy'ün ünlü bir pasajında hem çayımı içmek hem de kitabı okuyabilmek için bir çayevine oturdum. İlk yudumu hüpürdettiğim anda, HAŞLANMIŞ HARİKALAR DİYARI bölümünde (spoiler içeriyorum.) gölgelerin insanları terkettiği, gölge namına sadece şehrin yüksek duvarlarının izlenebildiği bölümde; diğer hikaye ile bu kısmın nerede kesişeceğini, ne şekilde bir bağ kurabileceğini düşünmekten romana devam edemiyordum. O sırada kırmızı paltolu, koca göbekli, kel ve mızıkacı bir adam (ağzında mızıkası vardı ama çalmıyordu.) karşımdaki sandalyeye, hani masa demeyelim de minik hasırdan yapılma oturağa oturdu. O koca cüsseli adamın oturağın üstünde değil de, aslında havada durduğuna yemin edebilirdim. Uzun süre sipariş vermedi, gözlerim kitabımda olsa da, adamın grotesk tavrından kısa, kesik kesik bakışlar atmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Birkaç dakika sonra helyum yemiş incecik bir sesle "bana bir pelikan çayı" dedi. Etrafta bu tıynette, kendinden menkul bu frekansta bir sesi duyabilecek biri var mıydı bilemiyorum ama ben duydum işte. Bugüne kadar istenilen birşeyi hiç geri çevirmedim. Bana söylenmese bile. Hemen çantamı karıştırdım, Avustralya'da yedeklediğim bir tane pelikan çayım var diye hatırlıyordum, işte buldum. Çayocağının kedisi için konulmuş yalaktaki suyu kediden özür dileyerel aldım ve hünerli ellerimle pelikan çayını adama demleyerek ikram ettim. 17 mhz tıynetinde (tıynet bir ses birimidir. henüz kanıtlanmadı.) bir cümle ile teşekkür etti. Sonra karşılık vermek ister gibi, "aslında gölgeler yoktur, gölgeler olmadığında devam da edemezsin. kitabı okuyamaman da senin suçun değil" dedi. Bu Dünyada, şaşkınlık hiç bu kadar saç telinden ayak parmağına kadar hissedilmemiştir. Herşeye rağmen halen kitabı okumadım. etyen. | ||
|
|
||