|
28 Mart 2017, Salı
saat: 04:33
Bir gün, yıllar yıllar önce hayatımın seyrini değiştiren 2 kentin öyküsünü anlatmayı istiyorum. Sokaklarında sarsıla sarsıla kendimden geçtiğim kentle, kulağıma sürekli "benden başlayacaksın bütün yolları yürümeye" diyen diğer kentin, olanca görkemleri ve kendine has incelikleriyle çarpışıp, gövdemi un ufak, aklımı yerle bir edişlerinin öyküsünü anlatmak istiyorum sana Alvin. Beni, güvenli ve bir o kadar da gerilim dolu odamdan çıkarıp kimi zaman derin uçurumların ucuna, kimi zaman da kökleri yerin derinliklerine uzanan, gövdesi varlığından büyük ve varoluşunun önüne geçmiş asırlık bir ağacın tepesine oturtup oradan bütün geçmişimi gözlerimin önünde sahnelenen bir oyuna çeviren o iki kentin öyküsünü anlatmak istiyorum sana Alvin. Beni size görünmez; sizi bana görünür kılan o iki kentten... Diyorum ki Alvin; ben, bütün gövdemi rüzgarların yalayıp durduğu kırmızı bir dut ağacının en ince dalında sallanıp duran bir duttum ve oradan bakıyordum beni gökyüzüne hem bu kadar yakın hem de yeryüzüne bu denli aşina kılan kırmızı gövdeye. Diyorum ki Alvin; dişlerim, gövdemden önce mi sonra mı düştü, bu kıyısında şehrin çamurunun biriktiği kaldırım taşlarına bilmiyorum ama seni tam da orda, geceyarısı, karşısındaki adamın erkekliğini, gözlerimin içine davetkarca bakıp "bak!işte tam da burdan başlayacak gideceğin yollar" dercesine sıkan fahişenin avuç içinde buldum. Diyorum ki Alvin; tanrısında karanlığın, geceye bir kırbaç gibi inerken yarasa uçuşları, tıpkı öyle böldüler gövdemi o şehirler, dilim dünlerden kalma kan tortusuyla kamufleyken. Diyorum ki Alvin; nasıl ki biliyorsam tek ve gerçek öznenin zaman; geriye kalan her şeyin -sen, ben ve bütün diğer "şeyler"in- nesne olduğunu, tıpkı öyle bildim ve sarsıldım gövdemde onulmaz oyuklar açarak çarpışan o iki kentin kavgasını. Diyorum ki Alvin; ben bir gayya kuyusuyum. Kimse cesaret edemedi derinliği görmeye. Öpüyorum Alvin, hoşçakal. saat: 05:06 Ama, ama Alvin, "Hikaye kelime kusarak değil, kelime yutarak yazılır"mış, bilesin. | ||
|
|
||