|
05 Mayıs 2017, Cuma
saat: 18:49
Salı günü öğle vakitleri her öğlen uğradığım yerdeyim. Artık nasıl yer ettiysem orada oturduğum yere bile kimseyi yaklaştırmıyorlar. Sanarsın Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşleri yazdığı masa. Neyse insan kendini önemli hissediyor, değer verilmek sevildiğini bilmek güzel. Masada kağıttan yüzeye geçmiş bir kısım var. Kağıttaki kadar net değil silik silik bir yazı ama merak uyandırıcı Tolga bunu görüp silmemiş öyle bırakmış. Tabi bu benden önce oraya oturan bir hanfendinin dikkatini çekmiş. Masanın köşesinde düşüyor mu acaba böyle diye bıraktığım @wolkaan'ı sosyal medyada search yapmış o an. Kızın tam karşısında oturuyorum birazdan kalkacak ve ben yerime geçeceğim diye. Ben bundan haberdar değilim tabi, yani beni aradığından. Gözünü üzerime dikti iyice kesinlikle kaçıramıyorum gözlerimi çünkü mükemmel bir seksapeli var. Güzel değil ama kabartma bir harita gibi saçları kocaman bir dağı andıran memelerinin üzerine paralel uzanıyor. Gömleğinin en üstten 2 düğmesi açık içtiği kahvenin gırtlağından midesine geçerken ki etkileşiminin farkına varıyorum. Aklıma onunla ilgili fanteziler geliyor. Gülümsemeye başlıyor benimde ondan gözlerimi ayıramadığımı görünce, bu gülümseme david beckham'ın ruud van nistelrooy'a altı pasa yaptığı ortalardan daha net bir asist. Git diyorum volkan git ve nolacaksa olsun. Tanışıyorum ismi Irmak, elimde Sartre kitabı var. Konuya oradan giriyorum. Daha doğrusu o oradan giriyor. Canım Sartre bana her zaman yardımcı olmuştur zaten. Muhabbet sarıyor, güzel gülüyor, gülünce güzelleşiyor diyelim. Ama normalde bir maskulenlik var tipte böyle kadınlardan da hoşlanmam mümkün değil. Bir tek Sıla bir istisnai durumdur. Numarasını veriyor, whatsapp felan derken iyice kaynaşıyoruz. Ona yazdığım bir kaç şiirimsi şeyi okutuyorum. Diyor ki yazarken konuşurken ki haline göre daha iyisin. Evet diyorum kelimeler dilimin ucundan çok tuttuğum kalemin ucunda daha anlaşılır duruyor. Çok fazla konuşma o zaman diyor peki diyorum. Yazıyorum sürekli,boş neresini bulursam avuçiçlerine,gözkapaklarına,,bacağının iç kısmına oturduğu sandalyenin kolçaklarına baktığı pencerenin camlarına ve en çokta yatak odasındaki boy aynasına. Kendimi bir kitabın içinde gibi hissediyorum diyorum seninle sevişirken, uğultulu bulvarların,mucizelerin,nisan yağmurlarının, açan yaz çiçeklerin ortasında gibi sevişiyorum. Öyle hayat telaşı içinde ama tam değil, böyle bir tabiatın kucağında gibi ama oda değil. Herşeyin arasında. Murakaminin dediği gibi sınırın güneyinde güneşin batısında Sartre'ın sözcüklerinde, Necati Cumalı'nın gölgesinde. www.youtube.com/watch?v=rHI12hKE-ig | ||
|
|
||