09 Mayıs 2017, Salı
saat: 14:27


O gün, listeli sayfalardan birinde bugünün Hıdırellez olduğunu gördüm. İşte bu yüzden internet zihnimizi durmadan geliştirecek çünkü hıdırellezi hep post Hıdırellez olarak yapardım, aa dün müydü. Annem de hep ertesi gün arayıp, çizdin mi diyor. Çizmedim. Dün niye demedin? Hep biliyordum demek daha kolay.


Oysa bir aile evinde, böyle küçük günlerin getirdiği bir anlık o olasılıklık güneşinin altında, çekirdek çekirdek otururken her şey, zamanında gerçekleşirdi. Belki bu yüzden çabuk biterdi. O zamanların birinde, bıyıklarım ve kaşlarımın highlight ile ışıldadığı ortaokul yıllarında, aman allahım, öyle hayallerim vardı ki, bir keresinde hiç üşenmeden bir futbol takımını benim önümde diz çökmüşken çizmiştim. Elbette karma bir takımdı ve çoğunluğu B ile başlayan isimli sivilceli ergenlerdi. Neden? Ya bu dileğim kabul olsaydı, o kadar adamı içirip yedirmek kolay mı, gün geliyor bir tanesiyle sevişmeye üşeniyorsun.

Aşktı dileklerim, yani sınavı kazanıyım gibi şeyleri annem diliyor diye ben onlarla doldurmuyordum.

Aşk diliyordum, amansız aşklar, kara sevdalar, çünkü bu potansiyele sahiptim, türk filmlerine aşırı bir tutkum ve anında inancım, hemen zırıl zırıl ağlamalarım vardı. Asla bir kalite aramıyordum. Küçük emrah filmlerini izledikten sonra yemek masasının altında saatlerce hönkürdüğüm arşivlerde olan bir bilgi.-Sonra küçük emrahla bursada spastik çocuklar yararına bir yemekte yan yana oturunca sanırım büyüdüm. O allahın belası aşırı after shave kokusu beni duygularımdan soğuttu.

Bu sene, hem başka umudum olmadığımdan hem de İlyas ve Hızır’a bir görsel şölen hazırlama maksadıyla erkenden çizime başladım. Önce bir çizim masası olsun diye bazı şeylerin yerini değiştirdim. Bundan sonra Survivor seyrettim ve çizmeyi unuttum.
Çizmeye yine karar verdiğimde, oğlanı almaya 30 dakikam vardı.
Yalap şap bir şeyler yazdım. Sağlık yazdım, gesundheit yazdım.
İşte bunu yazdığım anı ve oyuncak arabaların pillerini yıldız tornavidayla değiştirdiğim anları toplayın. Yaşlılık değil, direkt ölmek bu. Ölü birinin istediği sağlık.
Sonra oğlum için bir şeyler, B için bir şeyler.

Durdum…Ne yazsam ayıp, olmaz gibi geldi.
Katladım kağıdı,B'nin yanına gittim bi hışım. Hıdırellez bugün dedim.
Hını what? dedi,
Hıdırellez Hıdırellez dedim sinirlenerek.
Yes dedi, korktu benden.
Hemen wishesler çiziyorsun dedim.Like health happiness car gibi dedim. Use universal signs.
Tamam dedi.
Gecikme hemen yap, daha gül ağacı bulacağım dedim. Oğlanı da hep ben alıyorum, pilleri de hep ben değiştiriyorum ses tonu vardı içimde. Kadınların allahın belası alt metinleri bazen çok klişedir dostum.
Çizdi, onları VIP yazan cep mendili paketine koydum.
Arminin sarı-mavi kulaklıklarını taktım. 1 gram ağırlığındaki mavi mp3’üme bağlıydı. Çocuk kulaklığı olduğu için sesi geriden ve az veriyor ve kulaklarıma küçük geldiği için beynimi yanlardan sıkıyor. Yeterli rahatsızlık seviyesinde.
Önce kleistparka gittim. Güller burda açmadığı için her dikenli şey acaba gül müdür diye düşündüm.
Üç dört dakika içinde aslında gül olmasa da olur, doğa doğadır diye hemen yan çizdim. Bir mor bir eflatun leylak ağaçları, kısa boyluydu, çok kolay yapılırdı.
İçimden bir ses, gül ağacı olursa iyi olur dedi. Çarşıya yakın bir dört yol ağzında, buldum. Kalabalıktı, eğildiğimde herkes kıçıma çarpacaktı üstelik toplumdan gül ağacını eşelemek nasıl bir tepki alacaktı, biri bir şey derse hıdırellezin Almancası neydi, kriptolu not sanmasınlar bunu, şu kulaklıklarla mı. Gömdüm.

Bir yük kalktı üstümden.
Ertesi gün, Armine kalk Armin, hazine çıkaracağız dedim, bu hemen kepçeli kamyonu aldı, tamam ben varım dedi, ağır ağır gittik o tarafa.
Armin kazıyor, ben tedirgin etrafı kolluyorum. Bir şey var mı, yok, iyi bak. VIP paketin içinde.
What.
Sen kaz.
İşte orda, where. Orda. Buldum. Bulmuştuk.
Şimdi bunu suya atıcaz dedim.
Sabahın 8’iydi. Kreuzberge gidip kanala atalım mı dedim.
Eve gidip televizyon izleyelim dedi. Bana da mantıklı geldi sonra nasıl olduysa,güneş açtı. B, ben Armine bakarım sen çık dedi, ben çıktım. Kanala gittim. Bir kadın arkama oturdu, büyük bir karton kutuyu açarak altına koydu, sırtını ağaca yaslayarak namaz kıldı.
Gözleri kapalı olduğundan, hemen dilekleri aşağı suya attım, ördeklerden bir kaçı yere düşen bu tuhaf cinalilere bakmadı bile.

İlerledim.
Sonra kanalın üzerinde neşeli bir bot belirdi, gönüllüler, kanalı temizliyordu.
Dilek kağıdım muhtemelen onların ağlarında son buldu.







istanbul
hosting