14 Mayıs 2017, Pazar
saat: 15:03


paul desmond'un üflediklerine bir kere daha hayran olma dönemimdeyim. brubeck'le çıkardıkları çok güzel sesler var. paul desmond'u biraz araştırmak istiyorum aslında. bu sesleri çıkarabilen insanın hayatını da merak ediyor insan. bir röportajını gördüm, öyle tedirgin,öyle heycanlı,öyle kaygılı görünüyor ki konuşurken...zihnimde onu hep pan'la birleştirdim. ormanda pan her an karşınıza çıkabilir, çok delice, çok vahşi istekleri olabilir sizden, ama ne zaman ki o flütün/kavalın?/duduğun?/klarnetin?/saksofonun?/trombonun? sesini duyar, işte o zaman yatışır pan. paul desmond öyle çalıyor ki, pan'lar yatıştırırcasına çalıyor. çok güzel oluyor. benim de pan'larım yatışıyor onun o sakin melodilerini dinledikçe. bilgin saydam'ın dış(arı)lanan'ın geri gönüşü diye panik'e dair bir makalesi vardı, kimbilir paul desmond kendisinde neleri dışlamıştı ki onlar geri döndü?

geçen günkü seminerde bilgin saydam da vardı, beyaz saçlarıyla en önde oturuyordu. ütopyalardan distopyalardan bahsederken yavuz erten, yas'a geldi konu. anneden ayrılma,kayıp,yas. yası yaşayabilme,yaşayamama. toplum olarak yas tutumumuz ("biliyosunuz zaten biz 1.dünya savaşını kaybetmedik,almanlar kaybetti" sözü)
.hepsi birbiriyle ilintili.



peki niçin şimdi yas? çünkü bu dönemler artık yas'ımı bitirmeye girişme, bitirmek isteme dönemlerim. anne'den ayrılmak. iyi ki ayrılmak,o ayrılma ve yas olmasa ruhsallık belki de gelişemeyecek:).

ve madem ki yas, öyleyse tabii ki jeff buckley! rock'ın hüzünlü çocuğu. babasının oğlu. tim buckley, song to siren diyor sene 66 ya da 67; oğlu sirenlere doğru gidiyor sene 97. alın size yasını yaşayamamış bir oğlan çocuğu, ya da komplike yas, ya da bağlantı nesnesi ya da yasını bitirememe. ruhbiliminde her nasıl tanımlanıyorsa işte öyle. jeff buckley'in benimle ilişkisi daha kişisel bişey, o zamanlar en sevdiğim cd'm jeff buckley live a l'olympia cd'm simge'de kalmıştı. yıllar boyunca o cd'yi düşündüm, ama yiğitliğe bok sürmemek için de isteyemedim onu bi türlü simgeden. son zamanlarda yoğun biçimde o cd'yi düşünüyorum. ruhbilimi yine bişey diyodur bu konuyla ilgili, ben bişey dememeyi yeğliyorum.

jeff buckley'in liz fraser'le ilişkisini ise geçen senelerde öğrenmiştim, "all flowers in sun" şarkısını duyduğumda. liz fraser o ropörtajda, jeff buckley ile söylediği o şarkının internet ortamında bi anda böyle yayılmasından dolayı hoşnut olmadığını, o şarkının bitmemiş olduğunu söylüyordu; insanların bunu dinlemesini kendi mahremiyetine yapılmış bir eylem olarak görüyordu. "keşke onun için bir arkadaştan daha öte olabilseydim" diyordu, "işi onun herşeyiydi" diyordu jeff'i tanımlarken. liz fraser, jeff'in kayıp haberini aldığında, stüdyoda mezzanine albümünü kaydediyorlar, söylediği şarkı teardrop. röportajda şu net hissediliyor: jeff buckley'e karşı içinde hala bitiremediği, kendini suçladığı bişeyler var fraser'ın.
son zamanlarda düşündüğüm bir şey daha var: yolu iyi ki bir gün alim qasimov'la da kesişmiş jeff buckley'in.


paul desmond'dan jeff buckley'e. koca bir dünya. işte bütün bunlarla geçiyor günler. güzel günler. güneşli günler. çiçekli günler.








































































istanbul
hosting