15 Mayıs 2017, Pazartesi
saat: 20:52


Dedemin gittiği nerdeyse kırk gün olcak. Hiç yazamadım. Olanları anlatmak hep aklımın bir köşesinde, ama bir türlü yazamadım. Yüreğim hala nasıl kırık, canım hala nasıl acıyor anlatamam. Bir tanecik dedem. İyi yürekli dedem. Hayatı boyunca çalıştı, son gününe kadar, hep bizim için çalıştı. Benim sessiz dedem. Güleç dedem.

40 gün önce... Hala ümidi kesmemiş uyanmasını bekliyorduk. İnsan sevdiğine ölümü hiçbir zaman konduramaz. Ama bir de sağlıklıysa, beklemiyorsa, ansızın olmuşsa hiç konduramaz. Ben işten çıktım, Müge'yle buluştuk ve feribota bindik. Hayatımda ilk kez o eve giderken ayaklarım geri geri gidiyordu. Ananemin evine yürüyoruz ama, varmak istemiyorum. Girdik eve. Herkesin gözler şiş, herkes sessiz, evde bir eksiklik. Dedem hastanede yatıyor. Yoğun bakıma almışlar ama, annem diyor ki "evde uyuyor gibi rahat görünüyor, ağır bir yoğun bakım değil orası, daha yakından izlemek içinmiş, merak etme" Metanetimi korumaya çalışıyorum. Ananem azıcık neşelenir mi diye yeni kartvizitimi verdim, dedemin cüzdanını açtı. Cüzdanı açınca benim fotoğrafım çıkıyor. Bir tane daha ver, dedenin cüzdanına da koyalım dedi, koyduk. Yarın olsun da, dedemin yanına ben giricem, konuşucam onunla, olup biten ne varsa anlatıcam, beni duycak, sanki ben konuşunca iyileşcek. Ne kadar sevinir geldiğime... Ertesi gün oldu. Hazırlandık. Annem yüzün çok renksiz biraz allık sür dedi. Sanki dedem görcek mi beni? Sürdüm. Ne kadar anlamsız her şey. Hastaneye gittik, görüş saati geldi. Dedem en sonda yatıyormuş. İnce uzun bir yoğun bakım, hiçbir hastaya bakmamaya özen göstererek ok gibi fırladım. Perde var aramızda. Perdenin arkasına geçmeden biraz tereddüt ettim. Perdeyi açınca donakaldım. Dedem çok büyük bir güçlükle nefes alıyor. Yüzü mü değişmiş? Bir hafta önce böyle değildi. Sanki atmosfer yetmiyor, öyle sarsılarak nefes alıyor ki. Ellerimi ağzıma kapadım. Ağlamıcam, duyar beni üzülmesin. Yaklaştım ona doğru. Nefes alamayışını önemsemedim, konuşmaya başladm onunla. "Dedecim ben geldim, Ceyda. Dün geldik Müge'yle. Yolculuğumuz rahat geçti. Gemi sallamadı (her zaman sorar salladı mı diye) Müge salladı diyor ama biliyorsun ya o hep korkar. Belki yanımızdan gemi geçmiştir. Dedecim biliyor musun dün ben bir iş görüşmesine gittim. Ama istemiyorum o işi. İşimden memnunum sen de biliyorsun ya. Dedecim biliyor musun biz Çağdaş'la evlenmeye karar verdik. O da sana çok selam söyledi. Sen de iyileşiceksin benim düğünümde göbek atıcaz. Ananem sana çok selam söyledi, sana aşkım diyor. Çok seviyormuş seni. Hepimiz dışardayız dedecim. Bak bu kapının hemen dışında. Sen çok güçlüsün biliyorum ben. Bizi görmüyorsun duymuyorsun diye gittik sanma tamam mı? Kapının önünde iyileşmeni bekliyoruz. Hadi dedecim. Dışarda yağmurlu bir hava var, ama soğuk değil, çok güzel. Melda'yla irem'in de sınavları bitmiş. Onlar da yoldalar dedecim, geliyorlarmış. Berkay da şimdi geldi. Hepimiz burdayız." Omzuna dokundum. Dedemin gözünün kenarında yaş birikmişti. Beni duyduğuna eminim. "Dedecim seni çok seviyorum. Çok seviyorum seni dedecim. İyleşiceksin tamam mı? Biliyorum iyileşiceksin." Doktor geldi bir ara yanıma. Siz nesi oluyorsunuz, dedi. "Torunuyum" dedim. "Bu hastamızın durumu kötüye gidiyor. Solunum güçlüğü çekmeye başladı, böyle giderse ağır yoğum bakım ünitesine alıcaz, büyük ihtimalle bu akşam solunumunu makineye bağlıcaz" dedi. Düzelmez mi dedim. Hayır dedi. Bilinci kapalı mı, beni duymaz mı dedim. Duymaz dedi. Çok üzgünüm dedi. Gitti. Elimi ağzıma kapadım. Kapamasam bağırcam sanki. Ağlıyorum içime hıçkıra hıçkıra. Dedem duymasın. Hızlıca toparladım kendimi. Dedemin yanındaki kısıtlı zamanımı ağlayarak harcamıcam. Dedeme eğildim. "Dedecim sen bakma bu doktora, ben senin beni duyduğunu biliyorum" Gözündeki yaş orada duruyordu. "Sen bana tepki veremiyorsun diye üzülme tamam mı? Ben biliyorum beni duyduğunu. Seni çok seviyorum dedecim" Size nasıl anlatsam? Öyle garip ki... Dedemin soluk alıp verişi rahatladı. Az önce sarsıla sarsıla nefes alan adam güzelce sakince nefes almaya başladı. Gözlerime inanamadım. Sonra arkamdan biri seslendi. "Süre doldu çıkmanız gerekiyor. Başka hasta yakınlarını da çağırcaz." Omzunu tuttum yine. Dedecim seni çok seviyorum diye diye ayrıldım yanından. Ellerimi kapattım yüzüme kapıdan çıkıp annemlerin yanına varmadan iyice ağladım. Bir ara ellerimi çektim yüzümden. "Dedemin soluk alıp verişi ben onunla konuştukça düzeldi, durumu düzelebilir mi" Cevap vermedi. Kapı açıldı, annemler benim kıpkırmızı yüzümü görünce gözleri kocaman açıldı. İyi zannediyorlardı dedemi. Kötüleştiğini bilmiyorlardı. Solunum güçlüğü çektiğini ilk kez benden duydular. Herkes dağıldı. Sağda solda herkes ağlıyor. İyi ki ananem gelmedi diyorum içimden. İyi ki dedemi görmeye girdim diyorum. Rahatladı ama soluk alıp verişi. Düzelmez mi? Düzelmedi. O gece dedemi solunum cihazına bağladılar. Daha ağır yoğun bakım ünitesiydi ama, vedalaşalım diye yanına girmemize izin vermeye başladılar. "Helvacı amcamız o bizim. Hepimiz çok üzgünüz" dediler. Melda geldi, irem sabaha karşı geldi. Otogardan hep birlikte onu alıp hastaneye gittik. Sabah karşı dedemin yanındayız. Her yer sessiz. Ezan okunuyor. Biz hepimiz dedemin tüm torunları kızları ve ananecim dedemin yanındayız. Ananem dedemin başını okşuyor. Orhan kalk diyor ağlıyor. Kalkmıyor diyor. Hepimiz ağlıyoruz. Hemşireler ağlıyor. Bizi bir süre sonra dışarı aldılar. Hayatımın en kötü günüydü. Yoğun bakım odasından çıktığımızda herkes bağıra bağıra ağlıyordu. O gece dedemin beyin ölümü gerçekleşmiş. Birkaç gün geçti. Her gün düzenli olarak dedemin yanına gidiyoruz. Ama artık kalbinin durmasını bekliyoruz yalnızca. Son iki gün gitmeyi yüreğim kaldırmamaya başladı. 10 Nisan gecesi ananemle birlikte uyuyoruz. Telefon çalmaya başladı. Ananem duydu mu diye kontrol ediyorum. Duymamış. Usulca kalktım. Annemin yanında olmam lazım. Babam telefonu açmış konuşuyor. "Tamam teşekkürler allah razı olsun" dedi. Annemin ellerini tuttum sarıldım. Babamı kaybettik dedi babam. Ananem duymasın diye sessizce ağlıyoruz. Semayı uyandıralım dedi annem. Sema teyzem eniştem babam hakan ben salonda ağlıyoruz. Gitmiş dedem. Nereye gitti? Ananeme nasıl sölicez? Cenaze evi olunca çok saçma şeyler yaşanıyor. Annemle teyzem o acıyla evi toplamaya başladılar. Gecenin ikisinde. Şimdi sabah misafirler gelirmiş. Hem ananem gürültüye uyansın da öyle söliceklermiş. Gerçekten uyandı. Noldu bir haber mi geldi yoksa niye ayaklandınız dedi. Sonra annem baktı yüzüne. Konuşmadan anlaştılar. Ananem kendini yere bırakır gibi oldu. Ona da bir şey olursa naparım? Ananecim nolur yapma diyorum. Annem yüzünü yıkadı. Bir iki saate dedemin kardeşleri geldiler. Birileri geldikçe herkes daha çok ağlıyor. Birbirlerine sarılıp sanki daha da acı çekiyorlar. Ne korkunçtu. Ertesi sabah oldu. Dükkanın kapısına dedemin ölüm ilanını astık. Cenazesi kalabalık olsun diye. Bandırma'da onu herkes tanır. Asar asmaz dükkanın etrafına insanlar toplanmaya başladı. Herkes soruyor burdaki amcaya bir şey mi oldu diye. Evet diyoruz. Siz neyisiniz diyorlar. Torunuyuz diyoruz. Ağlıyoruz. Sonra eve döndük hızlıca. Dedem geldi son kez. Hepimiz sarsıla sarsıla ağlıyoruz. Yüreğim parçalanıyor. Hiç dedemle vedalaşmayı düşünmemiştim. Nasıl oldu dedecim ansızın böyle? Dedem giderken tahtalar içinde yeşil bir beze sarılı, ananeme baktım. Acısını ben alsam istiyorum. O ferahlasa. Ona da bir şey olmasın diyorum. Sağ eliyle el sallar gibi, ama elleri boş kalmış gibi belli belirsiz bir hareket yaptı. Camiye gittik. Ananem gelmedi. Bu meydandaki güzel bahçeli caminin hemen her gün yanından geçerdim de, bir gün aklıma gelmemişti dedemin cenazesinin orda olacağı. Her şey rüya gibi. Bir varmış bir yokmuş. Torunlarının biricik dedesi, kızlarının damatlarının biricik babası, eşinin biricik kocası göçmüş gitmiş. Canım dedem benim.

istanbul
hosting