25 Mayıs 2017, Perşembe
saat: 22:09


MOLESKİNLERE GÖRE; PART XI -"BALLADS"


'Usul usul günlerden geçiyoruz canım
...
Hayat dediğin öğlenle ikindi arası
Mutlaka değerini biliyoruz' (Yangın Yerinde Orkideler / Hülya Karakaş)

Alt Başlık : "HUH!!"


*
Grebene-Gümülcüne- Nasliç-Kastorya-Kozani-Selanik-Kavala...

Velhasılı güney Yunanistan ve adalarının siki taşşağına denk durumuna karşı ben yine de kuzey Yunanistan'ı tercih ederim. 5 gün otobüste uyumaktan ve kilometrelerce yol yürümekten hala ayaklarım ağrıyor. Gezinin en güzel tarafı-elbette- dedemin köyü Krifçe'deki köy kahvesinde tek başına kafa çekmekti. Kahveyi işleten Manika yıllardır alışmış bizimkilerin ziyaretine ve hediyelerine. Uyarmışlardı para almaz dikkat edin diye. Millet dedemin dedesinin yaptırdığı çeşmeyi ziyaret edip Sivas mübadillerinden Eleni'nin evinde muhabbetteyken dört kadeh uzo, bir şişe beyaz, bir kadeh viski ve iki bira içmiştim bile. Manika bir ara gelip yanıma oturdu. Çat pat Türkçesiyle biraz çene çaldık. Akşam kalıp kalamayacağımızı, evinin müsait olduğunu söyledi bacağımı okşarken. Yaşı geçkin orospulara zaafım olmakla birlikte kulak memesini öpmekle yetindim bizimkiler etrafta yokken. İçtiklerimin hepsinden sadece 5 Euro aldı.
Grevena tavernası harika, Selanik'inki çok boktandı. Uzo'nun kesmeyeceğini anlayınca gümrükten aldığımız türk rakılarından götürdük Gürkan abiyle.

Mimari estetik denen bir şey yok bu ülkede. Yemekler de boktan. Dolayısıyla geziden bu manada çok da tatmin olmadım. Thessaloniki tavernasından sonra otelin yanındaki büfede domuz döner çok güzeldi ama. İçki satmamasına rağmen adam bir de uzo açtı kendi zulasından. Dedesi Bafra mübadillerindenmiş.

Kaynattık, kaynadık gitti işte bu ara solukta.

*
İstanbul'a taşınalı neredeyse bir sene olacak. Yeni iş durumuna alışma, yerleşme vs. derken çok çabuk geçti. Ne Kuleli'de okuduğum yıllar, ne fakültedeyken yaptığım ziyaretler,
ne arada İstanbul'da yaşayan sevgililere gelip gitmeler... Şehir çok çabuk değişiyor, değişmiş. Amma her halükarda bu şehrin 'gizli' güzelliklerini keşfetmek için kıçını kaldırmak gerekiyor. Eskiden sadece gezmek için geldiğimiz bu şehirde internetten arayıp bulduğumuz 'kallavi' yerlerin hiç bir anlamının olmadığını görüyorsun şehrin rahmine doğru ilerledikçe. Çok kalabalık, çok stresli, ulan 10 sene önce olacaktı bu tayin dedikçe bile üstelik.

*
İş yoğunluğu ve işimin yaklaşık %700 oranında artmasından dolayı haftaiçi bir şey yapılmıyor zaten. Haftasonu da illaki saklı bir yerde kahvaltı, ardından sessiz bir köşede okuma-yazma-çizme faaliyetleri, öğleden sonra 15:00 ya da 16:00 matinesine tiyatro ve illaki mezesi kuvvetli Moda meyhanelerinin birinde demlenme, Baylan kapanmadan bir kup-griye ve ev... Pazar günleri ev...

*
Bir sene boyunca 20 den fazla tiyatro oyununa gittim. Yarıdan fazlası harikaydı. Buranın Ankara'dan temel farkı bu sanırım. Ankara-Hukuk'da okurken hiç bir oyun kaçırmamıştım. Günlüklerime baktığımda 2-3 oyundan söz etmişim yalnızca. Cem Davran'ın Bezirgan'daki kukla performansı, Çetin Tekindor'un Mutlu Son'daki performansını katbekat sollar.

*
Tamay ile buluşmadıkça ya da Harbiye'de oyun yoksa Taksim'e gitmemeye çalışıyorum. Sıkıcı ve gerçekten boş-imiş.

*
Okuma performansında bir düşüklük olsa da T.'ye epeyce Mektup yazdım bu sene. Yaşasın dolmakalem!

*
Arada şehirdışı kaçamakları çok iyi geliyor. E. gerçekten rahatlatıyor ve kapris yapmıyor. Yaşlandıkça bir kokuya daha bağımlı hale geliyorsun ve sevişirken fantezilerin konusunda birinin seni anlaması ve uyum sağlaması güzel. bu saatten sonra kime ne anlatabilirsin
Sevişmek değilse bile seks güzel. Düşündükçe..
*
Biriken epeyce şey olsa da, biraz da kendi kalemimle yazarsak; yan binada oturan 25 yaşındaki İsmet kuş besliyor evin çatı katında. Penceren izliyorum, salıyor arada kuşları. Paçalısı, aynalısı, kınalısı, ... 30 kadar kuş pecerenin önünden pike yapıp havalanıyor, İsmet çatıda oturuyor, yanına onacakları sıra İsmet'in el hareketiyle tekrar havalanıyor, pike yapıyor, 3 tanesi takla bile atıyor, İsmet'in muhabbet kuşu elinden kurtulup bizim pencere pervazına konduğunda tanıştık çocukla, çatıdan çatıya, ben odamda, o çatıda rakı içiyor şimdi, sesleniyorum 'lan İsmet almadın cücüğü hala?, 'sende kalsın abi' diyor 'şerefe'
'şerefe ismet' diyorum, ismini duyan kuş olan ismet omzuma konuyor, oradan aşağıya koluma
elime ve klavyeye süzülüyor, 'n' tuşunu gagaklayıp duruyor, n,n,n, ismet çatı arasında kuş besliyor, güzel çocuk ismet, n; güel bir harf.

*
velhasılı eskiler güzeldir. yaşasın dolmakalem.

www.youtube.com/watch?v=xoitegszoRc













istanbul
hosting