03 Temmuz 2017, Pazartesi
saat: 09:47


Bir şubat sabahı uyandığımda sanki o anı yaşamak için balans ve manevra'yı izlemeye başlamıştım. Filmde Teoman'ın karakterinin yansıttığı çözümsüzlükte ısrarcılık o zamana kadar hiç tanık olmadığım bi duyguydu.
Tabi o zaman 20 yaşıma merdiven atmışım henüz, iyiyim yani hayatım en tatlı tozpembe renginde hiçbirşeyin yokluğunu görmemiş muhteşem bir hayat.
İşte herşey o filmi izlerken Teo'nun kol düğnmeleri şarkısı eşliğinde silahı şakağına dayadığında çalan telefonla yokuş aşağı yuvarlanmaya başladı.

Filmi durdurdum telefonla konuşmak için.Arayan teyzemdi. Teyzemin hıçkırıklara boğularak konuşması içime ateş düşürmeye yetmişti zaten. Dedemin öldüğünü söylüyordu bana. Durup dururken gelen ani bir kalp krizi.

Apar topar Gönene gidiyorum,sanki gidişim onu diriltecekmiş gibi, Yok hayır son kez yüzünü görmek için.ilk kez canımdan can kopuyor ve bu duyguyu keşfetmenin ızdırabı içindeydim.
1 hafta boyunca orada kaldım. Gündüzleri benim için cenneti andıran tarlasında akşamları onun için okunan mevlüdlerde oturdum kaldım.

Sonunda İstanbul'a dönecektik, içimdeki boşluğu tarif edemiyorum hala. Çok üzgündüm. Eve geldiğimde laptopun kapağını açtığımda o film hala orada duruyordu. Bir tık ile devamını izledim.

İzledikten sonra ağladım, ağladıktan sonra biraz dışarı çıktım. Ve o akşam hayatımın en tutkulu platonik aşkına tutuldum.
Duygular öyle peşpeşe geliyordu ki gardımı alamıyordum.
Aslı'ya tutulmuştum. Nasıl aşığım anlatamam ölüyorum sanıyorum görünce, elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyorum.
Aslı bana ne hayır diyor ne evet. Bende o arada gidip geliyorum işte.
Ama günler aylar geçtikçe bu durum çözümsüz bir hal alıyor ve beni epey kızdırıyor tabi.

Sonra neredeyse tam 2 sene sonra buradan yani güncemkomdan bana aşık olduğunu bildiğim birine sırf aslıya kızdığım ve artık onu unutmak istediğim için açılıyorum. Reddedilmeyeceğimi de bilerek tabi.
ilk başta yaptığım çok adice geliyor kulağa bu durum beni de rahatsız ediyor aslında. Bu yüzden ilk günler ayrılmak istiyorum ondan da ama birşeyler engel oluyor bunu yapmama.
Bi süre sonra bu yerine koyma mevzusu yok oluyor adeta. Bildiğin seviyorum Tuğçe'yi. Git gide içimi dev bir sarmaşık gibi kaplıyor. Ve dev bir yangına dönüyor içimde.
Manisaya gitmeye başlıyorum. Hayatımın en güzel günlerini geçiriyorum onunla İzmirde,Manisada.
Tamam diyorum ben bu kızla evlenirim. Seviyorum, çok güzel daha ne olsun.
Ben böyle düşündüm diye mi oldu bilmiyorum. Beni aldattığını öğreniyorum.

Dedemden sonra herşeyin yokuş aşağı gitmesinde ki en fuleli falsoyu tuğçe veriyor hayatıma.
İflah olmuyor ondan sonrası.

İşte tam o zamanlar kendi kendime şiir yazıp okuyordum. Ama tabi amatör olarak, normalde peltek konuştuğum için hiç beceremeyeceğimi düşündüğüm için insan içinde yapmaya cesaret edemem ama kendi kendime iken özgüven sorunu olmuyodu.

Bu hikaye oradan çıktı zaten. Dün bu videolardan bikaç tanesini buldum.
Tekrar tekrar dinleyince aslında fena değilmiş diyor insan. En kötü ihtimal hoş bir anı olarak kalıyor işte böyle.

Buyrun dinleyelim:)

www.youtube.com/watch?v=6w3EytXJ5hY


istanbul
hosting